Aksan, söz konusu bölgeyle ilgili özel koruma hükümlerinin bulunduğunu belirterek, devlet tarafından koruma alanı kapsamında değerlendirilen yerlerin öneminin her geçen gün daha da arttığını ifade etti. Bu alanlardan birinin de Hazar Gölü olduğunu kaydeden Aksan, uygulamaların uluslararası sözleşmelere dayandırıldığını söyledi.
1971 yılında imzalanan ve Türkiye’nin de taraf olduğu Ramsar Sözleşmesi çerçevesinde, iç hukuk sistemine bağlı olarak ulusal öneme sahip sulak alanların oluşturulduğunu belirten Aksan, bu alanlardan birinin de Hazar Gölü ve havzası olduğunu dile getirdi.
Hazar Gölü’nün yalnızca göl alanı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Aksan, göl çevresindeki geniş coğrafyanın koruma kapsamında bulunduğunu söyledi. Aksan, “Bu geniş alan içerisinde Hazar Gölü arka bölgesi, Bermaz Ovası, Sivrice ilçesi ve merkeze bağlı birçok alan yer alıyor” dedi.
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere atıfta bulunan Aksan, 2015 yılında 4078 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile Hazar Gölü’nün “Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan” olarak değerlendirildiğini hatırlattı. Ayrıca gölle ilgili özel hükümler kapsamında farklı tarihlerde alınmış çok sayıda koruma kararının bulunduğunu söyledi.
Aksan, Hazar Gölü bölgesinin 10 etaplı koruma çalışmaları kapsamında değerlendirildiğini belirterek, göl çevresi, jeolojik yapısı ve kıyı ekosisteminin güvence altına alınmasının amaçlandığını ifade etti. 2023 yılı Aralık ayında alınan 462 sayılı komisyon kararı doğrultusunda, 20 Şubat 2024 tarihli ve 32446 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile bölgenin “Ulusal Öneme Haiz Hazar Gölü Sulak Alanı Tampon Bölge Doğal Sit Nitelikli Doğal Koruma Alanı” olarak tescil edildiğini aktardı.
Ayrıca 1971 yılında Devlet Su İşleri tarafından hazırlanan raporlar kapsamında 275 kilometrelik bir çalışma alanının da bulunduğunu belirten Aksan, “Burada yapılacak her türlü çalışmanın mutlaka yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Bizim tepkimizin ve endişelerimizin temelinde bu yatıyor” ifadelerini kullandı.
Bölge halkı ve sivil toplum kuruluşlarının da konuya hassasiyet gösterdiğini belirten Aksan, yatırımın çevreye zarar vermemesi gerektiğini ifade ederek, toplumsal tepkilerin dikkate alınmasını istedi.

















