O ustalardan biri, 40 yıldır aynı dükkânda emek veren Mustafa Göl. Sabahın erken saatlerinde kepenk açan Göl, gün boyunca bakıra şekil veriyor, kalaylıyor, parlatıyor. Ancak her geçen yıl biraz daha yalnız kaldığını dile getiriyor.
“Biz bu mesleği usta-çırak geleneğiyle öğrendik. Şimdi çırak bulmak imkânsız hale geldi. Elazığ’da kala kala iki usta kaldık,” diyor Mustafa Usta, hüzünle.
Teknolojinin hayatı kolaylaştırdığına dikkat çeken Göl, bu gelişimin bedelinin ise geçmişin el emeği mesleklerinin unutulması olduğunu belirtiyor. Oysa bakır kaplar sadece mutfak eşyası değil; Anadolu kültürünün, geleneklerin, annelerin çeyiz sandıklarının vazgeçilmez bir parçasıydı.
Her şeye rağmen umut hâlâ tükenmiş değil. Bugün bile İstanbul, Antalya gibi şehirlerden Elazığ’a gönderilen bakır kaplar, Göl ve meslektaşı tarafından titizlikle kalaylanıyor, sahiplerine parıl parıl teslim ediliyor.
Ancak asıl soru hâlâ yanıt bekliyor: Geçmişin çekiç sesleri geleceğe ulaşabilecek mi, yoksa usta ellerle birlikte bu kadim meslek de tarihe mi karışacak?

















