Dünyayı din yoluyla talep etmek, kadimden beri kullanılan yollardan biridir.
Ona inanlar da, inanmayanlar da bu yolu kullandılar. İslam, özellikle siyasette rol kapmak isteyenler tarafından bir atlama taşı olarak görüldü.
Bundan en çok din ve toplum zarar gördü.
Din zarar gördü, çünkü din ideolojileşti, bir rekabet aracı haline getirildi.
Toplum zarar gördü, çünkü,siyaset din kisvesine bürününce ona muhalefet imkansızlaştı,din despotların elinde bir baskı aracına dönüştü.
Batı toplumlarında etkisini kaybettiyse de bugün doğu toplumlarında din hala bir tırmanma aracıdır.
İslam, muhterislerin elinde işte bu ve benzeri maksatlarla siyasallaştırılarak ideolojileştirildi,ahlaki özü ikinci plana itildi. (Siyasal) İslamcılığın esasını 'din' teşkil ediyor gibi gözükse de gerçekte bu ideolojinin ana amacı dinsel olmayıp,tamamen güncel ve siyasidir.(Kadir Gürler,iktidar-Din İlişkisi,s.65)
Din siyasetin bir aracı haline getirilirken en çok hadislerden yararlanıldı. Ayet uyduramadıkları için bol bol hadis uydurdular. Hz. Peygamber'e söylemediği sözleri söylettiler. Onun;" Kim benim söylemediğim bir sözü bana isnat ederse ,cehennemdeki yerine hazırlansın" sözünü dikkate almadılar.Kuran'a sızamayanlar hadislere sızdılar.Dini kullananlar, Montesquieu'nun, " dinin toplumsal faydası, onun hakikatine değil, kullanımına bağlıdır,"dediği yoldan yürüdüler.Hakikati ile değil, kullanım değeri ile ilgilendiler.
Bugün hadislerin bir kısmı ile ilgili güvensizliğin nedeni budur.
Şatibi, "Sünnet Kuran'ı tefsir eder, kim sünneti bilmeden Kitab'a sarılırsa Sünnetten uzaklaştığı gibi Kuran'dan da uzaklaşır,"der.Sünnet, Hz. Peygamber'in söz, fiil ve onaylarının ortak adıdır.Onun sahih sünneti her Müslüman için kılavuz mahiyetindedir. Ancak özellikle kavillerinin, sözlerinin ne kadarının ona ait olduğunun irdelenmesi gerekir.
Dinin toplum için ifade ettiği yüksek değer, en aykırı politikaları meşrulaştırmada kullanıldı. Öyle ki, onda sosyalizmi,komünizmi yaymak için yararlanmak isteyenler bile oldu. Bir düşünceyi Kuran'ın ölçüsüne vurmak ayrıdır, o düşünceye Kuran'ı meşrulaştırıcı yapmak ayrıdır.Birincisi onun terazisinde tartmak,ikincisi onu teraziye koyup kullanmaktır.
Dinin istismarı onun ikbal aracı olarak kullanılmasından ibaret değil. Her yeniliğin önüne o konulmuş, din karşıtı olarak kodlanıp, toplumun sosyal,bilimsel gelişmelere intibakı geciktirilmiştir."Frenk icadı kara tahtaya Kuran harflerinin yazılması caiz değildir," diyecek kadar ileri gidenler olmuştur.Ama esas istismar siyaset alanında yapılmış, halkın onayını almak için tarih boyunca din araçsallaştırılmıştır. Şöyle der ejder Okumuş:"Dinin araçsallaştırması demek, dinin siyasete alet edilmesi,dinin ve dini kurumların devletin (veya başka organizasyonların) ideolojik aygıtı olarak işlev görmesi, dinin devlet ve yönetenler için kullanıma sokulması demektir."(Kadir Gürler,İktidar-Din İlişkisi,s.124) Bu iş daha ziyade hadis uydurmak yoluyla yapılmıştır. "Ümmetim fırkalara ayrılacaktır, onlardan en iyisi Müteziledir,""İmam Kureyş'ten olur,""Ümmetim yetmiş küsur fırkaya ayrılacaktır.Fitne çıkarma açısından bu grupların en büyüğü, işlerini reyleriyle yapanlardır,""Re'yi benimseyen benim peygamberliğime kuşku ile bakmış gibidir," "Dinimizde re'yle konuşan kimseyi öldürünüz."(Bu uydurma hadislerini re'yle ilgili olanlarının İmam-ı Azam ve ekolünü hedef aldığını söylemeye gerek yok. Bir de siyasi içerikli, birini parlatmak veya kötülemek, gözden düşürmek için uydurulan hadisler var:"Hilminden ve Rabbimin kelamı üzerindeki güvenirliğinden dolayı Muaviye neredeyse 'nebi' olarak gönderilecekti,""Muaviye'nin cennette çalımlı çalımlı yürüdüğünü görür gibiyim," " ey Muaviye ben senden, sen benden,"" Ümmetimde halifelik otuz senedir, ondan sonra artık krallık(mülk) halini alır.""Araplar kendi aralarında,Arap olmayanlar(mevali) kendi aralarında birbirlerinin dengidir.""Araplar Arap olmayanların efendileridir..." Bu sözleri, üstünlüğü takvaya bağlayan bir dinin şanlı peygamberinin söylemeyeceği her türlü tartışmanın dışındadır.Nitekim bu ve benzeri hadislerin mevzu/uydurma olduğu tespit edilmiş, ancak yaptığı tahribat izale edilememiştir.
İslam'ın meşrulaştırıcı gücü işte böyle kullanılmış, sonradan dini hedef almak isteyenlere bu hadisler malzeme olmuştur. Görüldüğü gibi din siyasallaştığında, ahlaki mesajı kaybolmakta, kişisel veya grup çıkarlarının aracı olmaktadır. Dine en büyük kötülük, onunla dünyayı talep etmek ve siyasi bir projenin parçası haline getirmektir.













