Lafla büyük devlet olunmuyor.
Büyüklüğün bazı ölçüleri var; halkınız ne kadar mutlu, siyasi ve askeri güç olarak ne kadar ağırlığa sahipsiniz,pasaportunuz, vatandaşlığınız ne kadar değerli, nasıl yönetiliyorsunuz, hukuk sisteminiz vatandaşa mı, güç sahiplerine mi çalışıyor,dünya ticaretinde yeriniz neresi, ekonominiz ne kadar güçlü, kişi başı milli geliriniz insanca yaşamaya yetecek düzeyde mi gibi. Bu soruların en az yüzde seksenine olumlu cevap veremeyen bir ülkenin büyük devlet iddiası, sadece büyüklenmekten, böbürlenmekten ibaret, kof bir iddiadır.
Türkiye neredeyse yarım asırdır bölücü terörle mücadele ediyor. Bu uğurda binlerce insanını kaybetti.Devasa kaynaklarını harcadı. Askeri alanda Örgüt'ü birçok defa bitme noktasına da getirdi. Ama her seferinde bir el devreye girerek devleti Örgütle masaya oturttu. Kurulan her masa Örgüt çevresini biraz daha güçlendirip, amaçlarına biraz daha yaklaştırdı.
Terörle mücadelenin yollarından biri Örgüt liderlerini kahramanlaştırmamak, isimleri etrafında efsaneler üretilmesine fırsat vermemektir. Öne çıkan her isim ölümsüzleşerek, gençleri dağa çeken bir rol modele ve tarihi bir kişiliğe dönüşür.
İsrail on milyonluk bir ülke. Filistinlilerle mücadelesinde bu yöntemi kullandı, öne çıkan her lideri öldürdü,1972'de Filistin Halk Cephesi sözcüsü Gassan Kefani'yi,1988'de Arafat'ın yardımcısı Halil İbrahim el-Vezir'i,1993'te Hamas'ın askeri kanadı İzzettin el-Kassam komutanı İmad Akil'i,1995'de Filistin İslami Cihad Hareketi lideri Fethi Şikaki'yi, sonraki yıllarda Hamas, İslami Cihad ve Hizbullah'ın lider ve komuta kadrosundan Yahya Ayyaş, Salah Şahade, Ahmed Yasin,Abdülaziz Rantisi,Muhammed Deyf,Salih El Aruri,Mervan İsa,İsmail Haniye,Hasan Nasrallah gibi isimleri aynı yöntemle yok etti.(M.Akif Koç,Filistin,İsrail ve İran,s.123-124)
Bir dönem Çeçen mücahitler karşısında yenilginin eşiğine gelen Rusya da Putin'in iktidara gelmesi ile birlikte liderlere yöneldi.Cehar Dudayev'i, Aslan Maşadov'u, Selimhan Yandarbiyev'i nokta suikastlerle, Yalnız Kurt Salman Raduyev'i ise hapishanede şehit etti. Bu suikastlar Çeçen mücadelesini zayıflattı, Kadirov (baba-oğul) ve benzerlerinin saf değiştirmeleri ile mücadele gittikçe etkisini kaybetti.
Lider odaklı örgüt veya hareketlerle mücadelenin en etkili yöntemlerinden biri budur. Türkiye bölücü örgütle mücadelesinde bunu yapmadığı gibi,örgüt liderinin öne çıkmasına, siyasi bir figüre dönüşmesine katkıda bulundu. Liderini ve kadrosunu yaşatarak örgütü ve bölücülüğü yaşattı. PKK'nın kurulduğu 1978 yılından beri yanında olan Cemil Bayık, Murat Karayılan, Mustafa Karasu, Duran Kalkan gibi isimlerin hiç birine dokunamadı. Buna Örgütten kaçıp Barzani tarafından Türkiye'ye teslim edilen Şemdin Sakık'ı da eklemek mümkün. İsrail istihbaratı çağrı cihazları ile haberleşen binlerce Hizbullah üyesini bu cihazları patlatarak etkisiz hale getirirken Türk istihbaratı tek bir öncü ismi yok edemedi. Oysa istihbarat örgütlerimizle ilgili bir sürü yalan-yanlış efsane anlatılır. Süleyman Soylu görevdeyken ne diyordu: "Dağda bir avuç terörist kaldı, ayakkabı numaralarını bile biliyoruz." Konuyu takip edenler bunun böyle olmadığını biliyordu. Çünkü ayakkabı numaralarını bilen bir devlet onların yerini de bilir gereğini yapardı.Yapmadık daha doğrusu yapamadık, çünkü istihbaratımız genelde -iktidarları korumak- üzerine kurgulanmıştı.Bunun yanlışlığı anlaşıldığında da çok geç olmuştu.
Şimdi binlerce insanın katilini göklere çıkarıyoruz. Ona Kürtlerin temsilcisi payesi veriyoruz. Kürtler adına onu muhatap alarak Kürtleri topluca Apoculaştırıyoruz.Buna da büyük devlet siyaseti diyoruz. Büyük devlet bir örgüt lideri ile aynı hizaya gelmez.Milletinin ve varlığının düşmanlarını omuzuna almaz.iktidarda kalmak uğruna -kirli ittifaklara- girenlere yol vermez. Kısacası Lafla büyük devlet olunmaz. Bu siyaset, büyük olanı da küçültür, toplumun devletin gücüne olan inancını zedeler.












