Elazığ’da son günlerde gündeme gelen “konut hakkı iptali” uyarısı, aslında sadece teknik bir idari işlem değil; binlerce vatandaşın geleceğini doğrudan ilgilendiren kritik bir eşik niteliğindedir. 6 Şubat depremlerinin ardından devlet tarafından sağlanan konut hakkı, birçok aile için yeni bir başlangıcın umudu olmuştu. Ancak görüyoruz ki, bu hakkın korunabilmesi artık belirli süreler ve prosedürlere sıkı sıkıya bağlı.
Borçlandırma işlemleri için tanınan sürenin sonuna gelinmiş olması, hukuki anlamda “hak düşürücü süre” niteliği taşıyabilecek sonuçlar doğurabilir. Yani vatandaş süresi içinde işlem yapmazsa, sonradan telafi edilmesi son derece zor hatta imkânsız bir durumla karşı karşıya kalabilir.
Burada dikkat çekilmesi gereken en önemli husus şudur:
Vatandaşların büyük bir kısmı bu süreçlerin teknik boyutunu tam olarak bilmemektedir. “Nasıl olsa devlet verdi, bir şey olmaz” düşüncesi maalesef en büyük yanılgıdır. İdare hukuku açısından bakıldığında, hak sahipliği ancak şartların süresi içinde yerine getirilmesiyle korunur. Aksi durumda idare, hak sahipliğini iptal etmekte hukuken yetkilidir.
Peki bu noktada sorulması gereken asıl soru şudur:
Vatandaş yeterince bilgilendirildi mi?
Sahadan gelen bilgiler, birçok kişinin ya süreden haberdar olmadığını ya da işlemlerin nasıl yapılacağını bilmediğini gösteriyor. Oysa böylesine hayati bir konuda sadece duyuru yapmak yeterli değildir; etkin bilgilendirme ve yönlendirme de şarttır.
Bir diğer önemli husus ise sosyal devlet ilkesidir. Anayasa’nın 2. ve 56. maddeleri çerçevesinde devlet, vatandaşın barınma hakkını korumakla yükümlüdür. Bu nedenle, özellikle mücbir sebepler, bilgi eksikliği veya erişim sorunları yaşayan vatandaşlar bakımından idarenin daha esnek ve koruyucu bir yaklaşım sergilemesi gerektiği kanaatindeyim.
Ancak mevcut tabloya baktığımızda, süreç oldukça katı ilerliyor. Bu nedenle vatandaşlar açısından yapılması gerekenler nettir:
Borçlandırma işlemleri derhal kontrol edilmeli
Eksik evrak veya işlem varsa gecikmeden tamamlanmalı
Gerekirse hukuki destek alınmalı
Unutulmamalıdır ki, haklar kullanılmadıkça korunmaz.
Elazığ gibi deprem gerçeğiyle yüzleşmiş bir şehirde, konut hakkı sadece bir mülkiyet meselesi değil, aynı zamanda insan onuruna yakışır yaşamın temelidir. Bu nedenle hem vatandaşın dikkatli olması hem de idarenin daha kapsayıcı bir yaklaşım benimsemesi artık bir zorunluluktur.
Bugün sessiz kalan, yarın evsiz kalabilir.
Bu yüzden çağrımız net:
“Sürenizi kaçırmayın, hakkınızı kaybetmeyin.”












