Kısa bir mola vermiştik.
Mola süresinde neler olmuş neler.
Sağlıktan başlayalım.
…
Sağlık Bakanlığı’nın bütçesi yetmiyor diye, yeni hastanelerin yapımı için finansmanı atıl hastane arazisi satmakta bulmuş…
Gerçekten akıl alır gibi değil.
Bakıyorsunuz bunların içerisinde “atıl arazi” denilerek satış listesine konulan yerler, kâğıt üstünde boş arsalar değil; yıllardır vatandaşa hizmet veren sağlık tesisleri.
İlimizde satışa çıkarıldığı söylenen alanlara bakıyorsunuz: 18 bölgeye hizmet veren Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, Cüzzam Hastanesi, hâlen aktif kullanılan sağlık birimleri, İl Sağlık Müdürlüğü’nün sığındığı bina ve Çayda Çıra (Zafranı)’daki kıymetli arsa…
Bunlara “atıl” demek ya büyük bir cehalettir ya da çok daha vahim bir şeydir.
Başka bir izahı yok.
…
Çünkü kimse durduk yere çalışan hastaneyi “boş arazi” diye işaretleyip satışa çıkarmaz.
Bu, ya görev ihmali değil, doğrudan görev suiistimalidir ya da bilinçli bir tercihtir.
İki ihtimal de vahim.
İşin daha da çarpıcı tarafı şu: Aynı araziler geçmiş yıllarda da gündeme gelmiş, ancak o dönemin yöneticileri “Bu şehrin geleceği var” diyerek satışa izin vermemiş.
Yani mesele bilgisizlik değil; mesele, bugün o koltuklarda oturanların ya öngörüsüzlüğü ya da başka hesaplar içinde olmasıdır.
…
Sonra ne oluyor?
Tepki yükselince siyasetçiler devreye giriyor.
Apar topar “düzeltiriz” deniliyor, Cumhurbaşkanına çıkılıyor, fotoğraflar veriliyor…
Adeta “Bir hata oldu” tiyatrosu sahneleniyor.
Peki kim yaptı bu hatayı?
O bürokratlar hâlâ görevde mi?
Eğer ortada gerçekten bir “hata” varsa, bu hatanın bir bedeli olacak mı, yoksa her zamanki gibi üstü örtülüp yolumuza devam mı edeceğiz?
…
Özel sektörde böyle bir skandalın karşılığı nettir: Kapının önüne konulursunuz.
Ama kamuda ne oluyor? Yanlış yapan korunuyor, sonra da o yanlışı düzeltmek siyasetçiye kalıyor.
Bu düzen sürdürülebilir değil.
Gelelim meselenin asıl can alıcı noktasına…
…
Zafranı’daki o değerli arazi.
Herkes biliyor ki o bölge artık altın değerinde.
Etrafı lüks konutlarla dolmuş, rant iştahı kabarmış durumda.
Yaklaşık 16.912 metre kare alan.
Sorduğunuzda müteahhitler açık açık söylüyor: Yüzlerce daire, altına dükkânlar… Kârlı mı? Fazlasıyla.
Şimdi soralım: Bu kadar kıymetli bir arazi “yanlışlıkla” mı satış listesine girdi?
Çaydaçıra Mahallesi yaklaşık yüz bine dayanacak bir alanı kapsıyor.
Oraya ileride bir sağlık alanında arsaya ihtiyaç olmayacak mı?
…
Yoksa önce geniş bir satış listesi hazırlanıp, sonra “hastaneleri kurtardık” algısıyla esas hedef olan yerlerin önü mü açılmak isteniyor?
Bu soruların cevabı verilmeden kimse bu işin basit bir bürokratik hata olduğuna inanmaz.
Çünkü ortada ya akıl almaz bir beceriksizlik var ya da çok iyi kurgulanmış bir plan.
Her iki durumda da sonuç değişmez: Bu, kamu yönetimi adına bir skandaldır.
Eğer gerçekten bir hata yapıldıysa, sorumluların görevden alınması gerekir.
Eğer bu bir planın parçasıysa, o zaman mesele çok daha büyüktür ve ciddiyetle üzerine gidilmelidir.
Aksi hâlde herkes şunu düşünür:
Bu işte bir oyun var.
Ve o oyun, zamanı gelince ortaya çıkacak.
Çünkü bu memlekette kimse boşuna dememiş:
“Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu.”












