23 Nisan sabahı… Çocukların gözlerinde pırıl pırıl umut, yüreklerinde tarifsiz bir sevinç… Ellerinde dalgalanan ay yıldızlı bayraklar, dillerinde neşeli şarkılar… Gökyüzüne bırakılan balonlar, yüzlerde çoğalan tebessümler… Evet… Bugün çocuklarımızın bayramı. Çocuklarımıza kutlu olsun.
23 Nisan, sadece bir çocuk bayramı değildir. 23 Nisan aynı zamanda bir milletin küllerinden doğduğu gündür. Bugün, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” haykırışının tarihe kazındığı günün 106’ü yılı. 23 Nisan; bir takvim yaprağı değil, bir dirilişin adıdır. Bir milletin kaderine el koyduğu, iradesine sahip çıktığı gündür. Bir halkın “artık yeter” deyip kendi yolunu çizdiği günün adıdır ve bu anlamlı günü Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara emanet edilmiştir. Çünkü çocuk demek, gelecek demektir. Çocuk demek, henüz kirlenmemiş vicdan demektir. Çocuk demek, milletin yarınlara uzanan en saf umudu demektir. Tam da bu noktada sormamız gereken sorular şunlardır?
Yüzlerinde gülümseme ile yarınlara koşan çocuklarımız nerede?
Emanete ne oldu? Egemenlik gerçekten milletin mi?
Bugün, bakıyor ve görüyoruz ki son olan iki dehşet verici Şanlıurfa ve Kahramanmaraş olaylarından sonra çocuklarımızın gözlerindeki ışıltıdan eser yok. Veliler kaygılı… Bütün bunların temelinde ne var biliyor musunuz? Milli egemenliğin yok edilişi…
Maalesef günümüzde milli egemenlik, seçimden seçime hatırlanan, sandıkla sınırlanan, sonrasında bir avuç iradenin gölgesine terk edilen bir kavrama dönüşmüş durumda.
Sahi, TBMM duvarında kocaman harflerle yazılı “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ifadesi ne anlama geliyor? Bugün gelinen noktada milletin iradesi mi tecelli ediyor, yoksa millete sadece onaylatılan bir tercih mi sunuluyor? TBMM’si gerçekten milletin sesi mi, yoksa suskunluğun kurumsallaşmış hâli mi? Kuvvetler ayrılığı hâlâ bir ilke mi, yoksa tek elde toplanmış bir gücün adı mı? Adalet, gerçekten herkese eşit mi? Basın, gerçekten özgür mü? Yarınlarımızı kucaklayacak olan çocuklarımız, gerçekten geleceklerine umutla koşabiliyorlar mı? Yoksa biz ve geleceğimiz olan çocuklarımız, egemenliğin adını yaşatıp ruhunu kaybeden bir düzenin içinde mi yaşıyoruz?
Bir zamanlar bu topraklarda; kürsüye çıkıldığında millet konuşurdu… Şimdi ise kürsüler var, ama ses tek. Temsil var, ama irade yok. Seçilmişler var, ama bağımsızlık yok. Oysa egemenlik; sadece sandıkta verilen bir oy değildir. Egemenlik; her gün yaşanan bir bilinç bir süreçtir. Her gün korunan bir hak, her gün savunulan bir değerdir. Unutmayalım: Egemenlik devredilmez. Egemenlik, geçici bir süre namus ve şerefi üzerine ant içenlere emanet edilir. Namus ve şerefini kaybedenlerden de o emanet söke söke alınır.
Ve çocuklar… Bizim çocuklar… Onlar biraz kaygılı olsalar da biraz gölgede kalsalar da yarınlarına umutla bakıyor ve hâlâ inanıyorlar. Hâlâ hayal kuruyorlar. İşte biz büyüklere düşen asıl sorumluluk da burada başlıyor. Biz büyükler, çocuklarımız için 23 Nisan’ı sözde değil özde; adalette, özgürlükte, eşitlikte ve gerçek demokraside yaşatmak zorundayız. Çünkü 23 Nisan bir bayramdan öte, bir duruştur. Bir hatırlama değil, sahiplenme günüdür ve bu gerçek asla değişmeyecektir: Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir ve öyle kalmalıdır.
Bu bayram; süslenmiş kürsülerle değil, milletin gerçek sesiyle anlam bulur. Bu bayram; çocukların gülüşünde başlar, milletin iradesinde tamamlanır. Hiç kimsenin, bu büyük emanetin üzerine gölge düşürmeye hakkı yoktur. 23 Nisan’ın 106. yılında bir defa daha yüce Türk milletine sesleniyorum. Çocuklarımız için, yarınlarımız için egemenliğe sahip çıkın!












