Bir ülkenin vicdanı, en çok sofralarda görünür. Kiminin sofrası yer sofrasıdır, kimininkinde de bir kuş sütü eksiktir ve bu sofraya helikopterle gökyüzünden inilerek gidilir.
Muğla’da bir iftar programı… Ama öyle sıradan bir iftar değil. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Muğla'daki bu iftar programına askeri helikopterle gidiyor. Programda konuşan Memişoğlu, "Bütün dualarınızın kabul olmasını, insanlığın daha barışçıl, daha birbirine saygı gösteren, aynı zamanda toplumların, milletlerin birbirine de saygı gösterdiği bir zaman dilimi yaşamayı temenni ediyorum. Aynı zamanda gelecek bayramınızı da şimdiden kutluyor, hepinize saygılar sunuyorum", diyor. Programdan sonra yine helikopterle ayrılan Sayın Bakan’ın cümleleri güzel… Dilekleri yerinde… “Barış, saygı, huzur…”
Peki ya adalet? Hani her Cuma hutbenin ardından "Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor." (Nahl, 16/90) Evet, bu ayetteki “adalet” nerede?
Bugün bu ülkede milyonlarca emekli, bırakın iftarı, sahurda bile hesabını yaparak lokma yutuyor. Asgari ücretli, ayın ortasını değil, haftasını görmekte zorlanıyor. Açlık sınırı ile ücretler arasındaki makas artık bir istatistik değil, bir hayat gerçeği. Bir tarafta pazardan yarım kilo sebzeyi seçerek alan insanlar… Diğer tarafta iftara helikopterle giden yöneticiler…
Bu tabloyu hangi dua örter? Devlet, milletin evidir. O evin lambası milletin ödediği vergilerle yanar. O halde soralım: “O helikopterin yakıtı kimin cebinden çıktı? O kalkışın, o inişin bedeli hangi emeklinin maaşından eksildi? Çünkü bu ülkede vergi, artık sadece kazançtan değil, nefesten alınıyor.” Elbette ki emekten,ekmekten, sudan, elektrikten, hatta umuttan…
Meclis lokantasını hatırlayalım… Dışarıda vatandaş bir tas çorbanın hesabını yaparken, içeride “sübvanse edilmiş” fiyatlarla sunulan sofralar… Bu milletin vekilleri, milletin yaşadığı gerçekliği gerçekten hissedebiliyor mu?
Sarayın bir günlük gideri… Rakamlar telaffuz ediliyor ama vicdan bu rakamları kaldırmıyor. Bir günün maliyetiyle kaç emekli bir ay rahat eder? Kaç öğrenci burs alır? Kaç aile nefes alır?
Bir de makam araçları meselesi… Türkiye, resmi araç sayısında dünyanın sayılı ülkeleri arasında. Ama gelir düzeyi olarak o listenin çok gerisinde… Almanya’da bakanlar çoğu zaman mütevazı araçlar kullanırken, İskandinav ülkelerinde bisikletle işe giden yöneticiler varken,
Bizde araç konvoyları, sirenler, korumalar… Devlet büyüklüğü, araç sayısıyla mı ölçülür? Yoksa adaletle mi? İsraf sadece para meselesi değildir. İsraf, aynı zamanda vicdanın tükenmesidir. Bir ülkede yönetenler ile yönetilenler arasındaki mesafe, yollarla değil, araçlarla değil, yaşanan hayat farkıyla ölçülür. Bugün o fark, bir helikopter yüksekliğine ulaşmışsa, orada bir büyük sorun vardır.
İftar, paylaşmaktır. Aynı sofraya oturmaktır. Aynı ekmeği bölüşmektir. Ama biri gökyüzünden iniyor, diğeri yer sofrasında ekmeği bölüyorsa, orada sadece mesafe değil, adalet de bölünmüştür.
Bu millet çok şey gördü. Yokluğu da gördü, varlığı da… Ama en ağırına bir türlü alışamadı: Adaletsizliğe. Helikopterle iftara gitmek bir tercih olabilir… Ama o tercihin bedelini, açlık sınırında yaşayan bir millete ödetmek, işte o tercih değil, bir ahlak ve hukuk sorunudur.














