"Bu sürecin işleyişini anlamıyorum ama yine de destekliyorum" diyen birçok insanla karşılaşıyorum. Hiç birinin sürecin nereye varacağına dair bir fikri yok. Tek argümanları süreci yönetenlere olan sınırsız güvenleri.
Bir kısım milliyetçi Bahçeli'ye, bir kısım siyasal İslamcı Erdoğan'a güvendiği için sürece destek verdiğini söylüyor. Bu aslında kişi kültünün insanları nasıl düşünemez hale getirdiğinin basit bir örneğidir.İnsanlar fikirlerin,inançların peşinden gitmiyor, kişilerin peşinden gidiyor. Çünkü fikircilik, muhasebe yapmayı, yapılan iş ve eylemleri o fikir veya inancın terazisinde tartmayı gerektiriyor. Birine teslim olunca böyle bir zahmete de gerek kalmıyor.
Öyle olmasa, Bahçeli'nin, Tuncer Bakırhan'ın, Tom Barract'ın söyledikleri karşısında kıyametin kopması gerekirdi. Bugün bu isimlerin aynı hizada olması bile nereye sürüklendiğimizi göstermesi bakımından yeterince açıklayıcıdır. Barract açıkça söylüyor: "süreç Kürtleri birleştirecek." Yani Türkiye kendi eliyle büyük Kürdistan'ı kuruyor. Barract'in beyanlarına karşı daha bugüne kadar bir iktidar mensubu çıkıp da itirazda bulunmadı. Bu sükutun hangi anlama geldiğini elbette herkes aşağı yukarı tahmin ediyordur.
Etnik sorunlarla karşı karşıya olan ülkelerde bölünmemenin garantisi hep milliyetçiler olmuştur. Burada ise milliyetçiler Bahçeli üzerinden sistemli olarak bu sürecin öncüsü haline getirildi. Ama hangi milliyetçiler? tabi ki Bahçeli'ye aklını, fikrini, vicdanını teslim edenler. "Bir bildiği var" masalı birçok insanın felaketi oldu. Halbuki, bir siyasetçiye bir bildiği var diyebilmek için, siyasi kariyerine bakıp şunları şunları yaptı diyebilmek lazım. Bahçeli bu ülkenin hangi problemini çözdü? 28 yıllık genel başkanlığı döneminde ülke hayrına yaptığı tek bir icraat gösterilemez. Enis Öksüz Telekom'u sattırmadığı için başına gelenleri hatırlayın, bunlara bakarak mi bildiklerine güveneceğiz?
Etnik ayrılıkçığı zayıflatmanın yollarından biri bu iddianın yoğun olduğu yahut taban bulduğu bölgelerde siyaseti çeşitlendirmektir. Siyaset ne kadar çeşitlenirse o kadar farklılaşır ve kitleler birbirinden uzaklaşır.İktidar ise tam tersini yapıyor, Kürtleri Apo'nun şemsiyesi altında toplamak için her çareye baş vuruyor. Onu yere göğe sığdıramıyor, ona statü arıyor, devlet kurumlarını halkı iğfal etmek için seferber ediyor, medyadaki satılık kalemlere yazılar yazdırıyor.Hangi ülke halkını elli bin kişinin kanlı katili olan birinin kucağına iter?
Bazı İslamcı ama İslamsız kalemlere ana dilde eğitimin insan hakkı olduğu yazdırılarak dilsel bölünmeye zemin hazırlanıyor. Bu ülkede ana dilde eğitim, insan hakkı olduğu için değil, devlet kurma yolunda bir engeli aşmak için isteniyor. Tüm insan hakları metinlerinde, herhangi bir insan hakkının o ülkenin egemenlik, bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü yok etmek maksadıyla kullanılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu amaçla kullanılması halinde ilgili devletlerin o hak veya hakları askıya alma hakları vardır. İslam'da da," fitne katilden beterdir ve hiç bir hak fitne(bölme-parçalama) amacıyla kullanılamaz.Kaldı ki, bu ülkede kimse kimsenin konuştuğu dile karışamaz. Herkes sosyal hayatında istediği dili kullanabilir, kullanmalıdır. Ancak bir dili resmi dil haline getirmek, eğitim sistemine sokmak devlet talebidir. Sadece devletlerin resmi dili olur çünkü.
Öte taraftan Günedoğu'yu bir bütün olarak etnikçilerle aynı kefeye koymak haksızlıktır. Ülkenin her yerinde olduğu gibi orada da milli bütünlüğümüze bağlı milyonlar vardır. Bu süreci onlar, Batı'daki insanlardan daha endişe ile takip ediyorlar. PKK ve APO'nun ipoteğine girmek istemeyen bu insanlar ne yazık ki ihmal ediliyor. Onların sesleri bastırılmakta, borazan Apocuların eline verilmektedir. Anadille eğitim taleplerine orada da karşı çıkan bunun ülkeyi nereye götüreceğini gören yüz binler var. Kürt kökenli bir okuyucum İsmail DEMİR'in Hüdapar'lı Faruk isimli birinin X'te yaptığı;"Gülelim mi,ağlayalım mı? Türkiye'de bir tane bile İspanyol yokken İspanyolca hutbe var,ama milyonlarca Kürt vatandaşına Kürtçe hutbe yok.Bu nasıl bir çelişkidir.Aynı topraklarda yaşayan insanın diline kulak tıkayıp,olmayanın diline kapı açmak doğru mudur?"paylaşıma verdiği cevap bunu bağlılığın örneklerinden sadece biridir. Tabi ki İspanyolca hutbe bir yalan, büyük şehirlerde mesela İstanbul Sultanahmet Camiinde, İngilizce hutbe var ama gelen turistlere tebliğ amaçlıdır, çünkü onlar Türkçe bilmiyor. Kürtler ise Türkçe biliyor.
Okuyucumun kişiye verdiği cevap aynı yolda yürüyenlerin hepsine verilmiş tokat gibi bir cevaptır, şöyle diyor: "Sen haline ağla Faruk! Hutbenin öznesi dindir.Amacı dini anlatmak, ilayı Kelimetullahı yaymaktır.(İnsanları) İslam şemsiyesinde buluşturmaktır.Milletin imanını DİL ile çama,farklılaştırıp ayrıştırma!Taleplerini ayetlere yaslanıp haklılaştırma! Maksatlı sözlerinle örgüt çevrelerine hoşluk yapma,şirin görünme,zayıf vatandaşlık alanları oluşturma,Kürtleri devletten koparma,Pkk2ya payanda olma!Allah mizan gününde 'sen benim için ne yaptın' diye sorar.Dilini ne yaptın diye sormaz.Şimdi hemen Kuran-ı Kerim'in insanların tanışmalarını amaçlayan DİL ayetine getireceksin...Siz bu ayetiPKK'nın ayrıştırıcı ihanetlerine,lanetli kanlı olaylarına,şeytani amaçlarına malzeme ediyorsunuz.(Muradı ilahi bu mudur?) Siz bu ayeti yarın İslam'ın bir rüknüdür diye kullanıp cihat adı altında devlete silah sıksanız şaşmam.Zira liderlerinizin gecesi gündüzü Kürtçe olmuş,PKK'dan hiç farkınız kalmamış.Adeta PKK'nın dini bir şubesi olmuşsunuz. Silkelenin ve kendinize gelin.Herkes istediği dili konuşabilir, konuşabilmelidir.Buna bir itirazımız olmaz,olamaz da...Olsa haşa ayeti inkar etmiş oluruz. Lakin Allah tarihten süregelen ortak dil ile ortak kutsallar etrafında ümmetleşen(milletleşen) kullarından kendi ayetini kullanarak farklılaşmasını, ayrışmasını istemez.Davanızla çelişiyorsunuz,zikriniz fikrinizle çelişiyor.Yasin BÖRÜ kurban eti ile fakirlere hizmet ederken şehit oldu.Şimdi Diyarbakır,Şırnak,Bingöl ve Batman'da Kürtçe standlar kurarak PKK'ya alan açıyorsunuz.Evvelleriniz bunlar için mi şehit oldular?"
Süreç, böyle düşünen, devlete sadakatle bağlı olan, ben kürdüm ama Türk vatandaşı olmaktan gurur duyuyorum diyenleri yok saymış, yalnızlaştırmış, bölücülerin kucağına itmiştir.Bu yöntemin ülkeyi götüreceği yer bölünmedir. Yanlış bir yoldan giderek doğruya ulaşılmaz.Bu feryatlara kulak verilmeli, bölgede böyle düşünen yüz binlerce İsmail var!












