• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • Gündem
  • Siyaset
  • Ekonomi-STK
  • Kültür - Sanat/Eğitim
  • Emniyet-Adliye
  • Sağlık - Yaşam
  • Spor
  • Manşet
  • Video Galeri Yazarlar
  • Ara
SON DAKİKA:
11:23
Çimento'nun taşınma sürecinde HÜDAPAR'dan "Tadım" tepkisi
10:58
Zafran mahallesi'nde kentsel dönüşüm için müteahhitler derneği'nden açıklama
10:37
Elazığlı Atletler Türkiye finalleri'ne yükseldi
10:32
Elazığ'da İmmün yetmezlik farkındalık haftası etkinliklerle kutlandı
Video Galeri Yazarlar
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. METİN AKGÜN
  3. Yalnızlık, Kalabalıkta Başlıyor…
Yayınlanma: 24 Ocak 2026 - 10:54

Yalnızlık, Kalabalıkta Başlıyor…

24 Ocak 2026 - 10:54
Yorumlar
TAKİP ETTAKİP ET
Dinle
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
METİN AKGÜN
METİN AKGÜN

Sosyal medyada denk geldiğim “Ah Ah, Nerede O Eski Günler? “ başlıklı bir paylaşımı birden fazla izledim. Sanırım yapay zekada da düzenlenmiş bu paylaşım. Yaşadığımız sorunlarımızın belki de ana eksenine işaret ediyordu…

Bu paylaşımda bir minik “BEBİŞE” mikrofon uzatılıyor ve “Neden dertlisin bebiş” sorusu yöneltiliyordu.

“BEBİŞ” kendisine yöneltilen bu soruya verdiği cevapta;

Ah ah bacım, nerede o eski günler, komşuluk, akrabalık bitmiş, kimse kimsenin kapısını çalıp da “bir çay demle de iki lafın belini gırah demiyo”. Herkes porsuk gibi inine çekilmiş, elindeki telefonun ekranına gömülmüş halde, kurtarabilirsen kurtar. Sonra da kalkıp, “biz niye yalnızız diye ağlaşıyor…” Bir bardak çayın hatırını bilmeyen yoz insanlar olduk… Tüh tüh kalıbımıza…” Neyse bacım gözlerim doldu, ağlayacam şimdi…. Kapat…” diyen paylaşımı dinledim ve düşündüm…

Yalnızlık nedir diye sorulduğunda; yaygın tanımlamada; çoğu zaman, “boş bir odada tek başına oturmaktır,” denerek açıklanır. Bu genel açıklamanın ışığında; çok düşündüm. Gerçekten niçin yalnızlaştık… Oysa ıssız adada veya dağda mahsur da değildik. Gönül dostlarıyla özel sohbetlerde sordum, aldığım cevaplardan hareketle yazmaya yöneldim… Gönül dostlarıyla yaptığım sohbetlerde fark ettim ki “Yalnızlık Kalabalıkta Başlıyor…”

Yalnızlık nedir? Sorusunun kavramsal karşılığı; “…bir insanın boşluk duygusuyla karışık, kendini dünyadan kopmuş hissetme duygusudur. Yalnızlık, arkadaş eksikliğinden veya başkalarıyla birlikte olma arzusundan daha da öteye giden bir duygudur…” diye sıralanan açıklamalar var. Açıklamaların devamında; “…gerçek yalnızlık, çevrende aynı hayalleri paylaştığın kimsenin olmamasıdır. İçimizdeki boşluk hissi, geçmişte takılı kalma ve anı yaşayamama da bizi yalnızlaştırabildiği, yaşadığımız travmaların ardından bağlanma korkusundan kaynaklanan, güvenli bağlanamama nedeni ile de ortaya çıkabildiğine dikkat çekildiği hususları da göz önünde bulundurarak değerlendirdiğimizde; asıl yalnızlık, kalabalıkların ortasında, seslerin yükseldiği, insanların birbirine dokunduğu ama kimsenin kimseye gerçekten temas etmediği anlarda başladığı da önemli bir husus olduğunu düşünüyorum. Böyle bir süreçte; dışarıdan bakıldığında hareket, gülüş, sohbet vardır; fakat içeride derin bir sessizlik yankılanır…

Günümüz dünyasında insanlar birbirine hiç olmadığı kadar yakın görünüyor. Gerek çalıştığımız, gerek yaşadığımız her ortam kalabalık değil mi? Aynı ofislerde çalışıyor, aynı sokaklardan geçiyor, aynı ekranlara bakıyoruz. Fakat bu fiziksel yakınlık, çoğu zaman ruhsal bir mesafeyi de gizliyor. Paylaşımın yerini gösteriş, sohbetin yerini bildirim, dinlemenin yerini aceleyle verilen cevaplar aldığında, insan kendisini görünmez hissetmeye başlıyor bir anda...

Yalnızlık, aslında bir iletişim eksikliğinden çok, bir anlaşılma eksikliğinin sonucudur. Yanımızda insanlar olabilir; fakat kalbimizin yükünü, korkularımızı, kırılganlıklarımızı güvenle bırakabileceğimiz bir omuz bulamazsak, kalabalıklar içindeki varlığımız anlamını yitirir. Bu yüzden yalnızlık, insanın dünyayla değil, çoğu zaman kendisiyle kuramadığı bağda büyür.

Bir önceki yazılarımda da vurguladığım bir husus vardı… Medeniyet Medeniyet Diyoruz ya” başlıklı yazımızda; “medeniyet kavramının günümüzde yanlış yorumlandığına dikkat çektik. Batı medeniyetinin insanlara "incelik ve zarafet" vaat ederken, aslında onları samimiyetten uzaklaştırdığına dikkat çekerken, bize özendirme suretiyle dayatılan, “Zarafet ve incelikteki ifrat derecesi, rahatın keyfe, güzelin fanteziye dönüştüğü noktada ortaya çıktığına. zarafet; inceliği verirken, karşılığında içtenliğimizi, samimiyetimizi aldığını, bu yaşayış sürecinde de bizi biz kılan değerlerden uzak olan, bize, kendimize ait olmayan bir yaşayış içerisine hapsolduğumuza dikkat çekerken, bize, kendimize ait olmayan bir hayata mahkûm ederken, bizi, dolayısıyla insanı küçülttüğüne” dikkat çekmiştim.

Bizi biz kılan değerlerden kopan toplumda bu değişim hızlandıkça ilişkiler yüzeyselleşiyor. Zaman kaygısı, performans baskısı, “başarılı görünme” zorunluluğu, insanın iç dünyasını geri plana itiyor. Kimse düşmek, yorulmak, yardıma ihtiyaç duymak istemiyor. Oysa insanı insana en çok yaklaştıran, en derin ilişkiler, tam da bu kırılgan anlarda kurulur. Yalnızlık, kırılganlığın gizlenmesi, saklanan yaralarla büyürken; yakınlık ise onun paylaşılmasıyla azalır.

Bu tablo karşısında, böyle bir çağda yapılması gereken şey, insanı yeniden “dinlemek”tir. Çocuğun masum sorusunu, yaşlının hafızasında gezinen hatıraları, gencin içini kemiren kaygısını, bir dostun kelimelere dökemediği sessizliği… Dinlemek; düzeltmek için değil, varlığımızla eşlik edebilmek, yanında olduğumuzu hissettirmek içindir. Çünkü insan, kendini anlatabildiği yerde değil; anlaşıldığını hissettiği yerde iyileşir.

Yalnızlık kalabalıkta başlar; fakat kalabalığın içindeki küçük, sahici temaslarla azalır. Bir tebessüm, içten bir “nasılsın?”, yargısız bir sohbet, insanın ruhuna kapı açar. Belki dünyayı değiştirmeyiz, ama bir insanın dünyasında anlamlı bir fark oluşturabiliriz...

Sonuçta hepimiz, görülmek, duyulmak ve değer verilmek isteriz. Bizi birbirimize yaklaştıracak olan, daha fazla kalabalık değil, daha derin ilişkiler, daha gerçek bağlardır. Ve belki de asıl cesaret, kalabalıkta kaybolmak yerine, birinin yanına oturup onu dinlemek, onunla duygusal bağ kurarken, bir bardak çayın sıcaklığında “iki lafın belini kırarken, gönül dünyasında yer edinmek, dar da kaldığında hiçbir kaygı duymadan arayabilecek bir dostluk köprüsünü kurmak, bu köprünün çıkarsız olduğunun farkındalığında yaşamın ana eksenine oturtmaktır…

Asıl sorun bu noktada başlıyor ki, kaybederken, yarını kazanmak için, istiklal ve istikbalin teminatı olacak gençlerimizi, çocuklarımızı bu değere sahip kılmak için neyi, nasıl yapmalıyız… Bu ana eksende ciddi çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyoruz yarın daha geç kalmadan...

 

 

  • YORUMLAR
  • FACEBOOK
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • 18 Mart Çanakkale Zaferi' ve 'Ramazan Bayramı - 17 Mart 2026
  • İstiklal Marşı Kabulü - 12 Mart 2026
  • Bir Öğretmeni Kaybetmek - 09 Mart 2026
  • 8 Mart 2026, Yeni Bir Başlangıç Olsun - 08 Mart 2026
  • Girmeden Tefrika Bir Millete, Düşman Giremez - 04 Mart 2026
  • Ne Kadar Farkındayız? - 26 Şubat 2026
  • Ramazan-ı Şerif'i yüreğimiz buruk halde karşılıyoruz - 19 Şubat 2026
  • Kalabalıkta Yaşadığımız Yalnızlaşmaya Dur Diyelim… - 10 Şubat 2026
  • Berat Gecesi - 01 Şubat 2026
  • 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü - 11 Ocak 2026
  • Mutluluk 'HUZUR' İle Başlar ve Gelişir - 05 Ocak 2026
  • Şehitlerimizi Anma ve Yeni Yıl - 31 Aralık 2025
  • Regaip Kandili - 25 Aralık 2025
  • Medeniyet Medeniyet Diyoruz Ya… - 15 Aralık 2025
  • 3 Aralık Engelliler Günü - 03 Aralık 2025
  • 24 Kasım Öğretmenler Günü - 23 Kasım 2025
  • Mutlu Olmayı İstiyor muyuz? - 16 Kasım 2025
  • '10 Kasım Atatürk'ü Anma' - 14 Kasım 2025
  • Mutluluk İstemekle Başlar - 02 Kasım 2025
  • Cumhuriyeti Payidar Kılmak Mesuliyetimizdir - 29 Ekim 2025
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
ilan.gov.tr
Köşe Yazarları
AV. FURKAN ÖZMEN
AV. FURKAN ÖZMEN
ELAZIĞ'DA ARAZİ TOPLULAŞTIRMASI: DÜZENLEME Mİ, MAĞDURİYET Mİ?
BURAK BATU
BURAK BATU
Türkiye'nin Geleceği: Millet Olma İradesi
HAKAN MOR
HAKAN MOR
TARİHİ BİR ANI VE GÜNÜMÜZ
HADİ ÖNAL
HADİ ÖNAL
HATALI POLİTİKALAR SONUCU YOK EDİLEN BİR İLÇE: MADEN. YETTİ Mİ? VE ŞİMDİ…
PROF. DR. SABAHATTİN DEVECİOĞLU
PROF. DR. SABAHATTİN DEVECİOĞLU
Play-Off'un Beyi Elazığspor
METİN AKGÜN
METİN AKGÜN
18 Mart Çanakkale Zaferi' ve 'Ramazan Bayramı
DR.HASAN YAĞAR
DR.HASAN YAĞAR
MEBUS CENNETİ
CEZMİ ORKUN
CEZMİ ORKUN
HARAÇ-MEZAT SATIŞLAR
AV.DR.İRFAN SÖNMEZ
AV.DR.İRFAN SÖNMEZ
Buna büyük devlet siyaseti denilebilir mi?
ERHAN DABAK
ERHAN DABAK
Elazığ'ın Sorunu Çalıştay Değil, Cesaret
Çok Okunan Haberler
Anahtar Partisinden sağnak sonrası tepki geldi
Anahtar Partisinden sağnak sonrası tepki geldi
Saadet Partisi Elazığ İl Başkanı Yüksel'den kamu arazileri tepkisi
Saadet Partisi Elazığ İl Başkanı Yüksel'den kamu arazileri tepkisi
Elazığ'da sağlık arazilerinin satışına İl Müdürlüğü'nün ihmali mi var...!
Elazığ'da sağlık arazilerinin satışına İl Müdürlüğü'nün...
Ana Sayfa
Gündem
Siyaset
Ekonomi-STK
Kültür - Sanat/Eğitim
Emniyet-Adliye
Sağlık - Yaşam
Spor
Manşet
Video Galeri
Yazarlar
Köşe Yazarları
Video Galeri
Biyografiler
Yerel Haberler
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Anketler
Hava Durumu
Gazete Manşetleri
Nöbetci Eczaneler
Namaz Vakitleri
  • Asayiş
  • Çevre
  • Dünya
  • Genel
  • Gündem
  • Siyaset
  • Spor
  • Teknoloji
  • Video Galeri
  • Yazarlar
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Yerel Haberler
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Anketler
  • Hava Durumu
  • Gazete Manşetleri
  • Nöbetci Eczaneler
  • Namaz Vakitleri

  • Rss
  • Sitemap
  • Sitene Ekle
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

Yazılım: Tumeva Bilişim

bizim mekancinsel chatmobil chat sohbetizmir chat sohbetdini chatgiftcardmall/mygiftislami chatdini chat