Nasrettin Hoca günün birinde eşeğini hava alsın diye zar zor evin damına çıkarır. Yeterince hava aldığına kanaat getirdiği zaman ise ‘’Yeter artık inme vakti’’ diye yularından tutarak, çekip indirmeye çalışır. Ancak eşek bir türlü inmez. Hoca ise bu hengâmede kan ter içerisinde kalır ama nafile eşek işi inada bindirip, inmek istemez. Hoca da ‘’Ne halin varsa gör’’ deyip eşeği damda bırakır. Kendince oynama alanı bulan eşek de eşekliğin gereğini yaparak yerde debelenip, damda zıplamaya başlar. O da ne! Eşeğin zıplama şiddetine dayanmayan dam çöker ve eşek aşağı düşüp, ölür. Olanı biteni ibretle izleyen Hoca ise hemen dersi çıkarır ve şöyle der: ‘’Demek ki eşeğin mertebesini yükseltmemek lazım zira hem bulunduğu yere zarar verir hem de kendine...!
Velhasıl kelam muhterem okurlar yaşadığımız hayat da böyle değil midir? Kimi zaman farkında ya da farkında olmaksızın değer verdiğimiz ya da değerli diye addettiğimiz bazı insanların ne olduğunu anlamak için tepinmelerini mi beklemek gerekir? Bence hayır. Ta baştan herkes nazarınızda hak ettiği yerde kalmalıdır. Zira hak edilmeden verilen değer, insan olanı insanlığından eder. Nitekim hikâyemizdeki eşek burada doğal olan davranışlarını içgüdüsel olarak ortaya koymuştur. Asıl problem eşeğin davranışlarında değil, Hocanın olmayacak yere eşeği çıkarmasında ve onun özgürce hareket etmesine engel olmamasında gizlidir. Neticede istediği serbestliğe kavuşan eşek de sadece kendine zarar vermekle yetinmemiş, evin damının da göçmesine neden olmuştur. Esasen hoca burada iyi niyetle hareket etmenin bedelini hem eşeğini kaybederek hem de evin damının göçmesine neden olarak ödemiştir. Hâlbuki ta başından beri bu işin olmayacağına kanaat getirseydi bu hadise belki de hiç yaşanmayacaktı.
Kalın Sağlıcakla…













