15 Temmuz darbesinin 10. yılı her yıl olduğu gibi -öfke seansları- ile kutlandı. Darbeciler lanetlendi, mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği söylendi.
Biten, bitmiş olan bir yapıya karşı mücadele söylemi onun siyasi getirisinden istifade etmek içindir. Yoksa kadınından yaşlısına kadar on binlercesi suçlu suçsuz ayırımı yapılmadan cezalandırılmış bir yapı bu kadar gündemde tutulmazdı. AKP için her kötülüğü Fethullahçılara yıkmak bir nevi aklanmak biçimi. Ancak bunun ne kadar etkili olduğuna, olağan düzene dönüldüğünde tarih ve millet karar verecektir.
Siyasi partileri, hareketleri eleştirmek kolaydır. Ancak din maskesi takan hareketleri eleştirmek zordur. Çünkü karşınıza çıkarılan dindir. Din bir paratoner olarak kullanılır, onun arkasına saklanılarak eleştiriler savuşturulmaya çalışılır.Israr eden afaroz edilerek din dışına itilir.
Darbe üzerinden Gülen yapılanmasına yönelik eleştirilere her defasında o cenahtan tepkiler geliyor. Darbe ile ilişkilendirilmeye karşı çıkanlar oluyor.Cemaatlerinin masumiyetini iddia eden, darbeyi AKP ile ilişkilendiren savunular yapılıyor. Daha önce Kılıçdaroğlu'da -kontrollü darbe- diyerek bu görüşte olanlara katılmıştı. Bu kanaati taşıyan büyük bir kesim var.
Bu yazıda darbeyi tartışmayacağım, bugün için kesin olan 15 Temmuz darbesinin merkezinde Gülencilerin bulunduğudur.Ancak darbenin siyasi ayağı ve teknik direktörünün kim olduğu hala tam olarak aydınlanmamıştır. Bir gün darbenin bu yönü de ortaya çıktığında daha kesin bir hükme varmak mümkün olacaktır. Mesela şu sorular cevabını beklemektedir:
-Hakan Fidan ile Hulusi Akar niçin darbe komisyonuna ifade vermeye gelmediler? Darbe ile ilgili bu iki isimden daha bilgili kimse olabilir mi?
-Darbe komisyonunun raporu niçin kaybedildi?
-Zekeriya Öz, her tarafta aranırken nasıl elini kolunu sallayarak sınır kapısından Gürcistan'a geçti?
-15 Aralık operasyonundan sonra Fehmi Koru'nun Gülen'den getirdiği mektuba rağmen kim alelacele 25 Aralık'ta tekrar operasyon yapt? Bu, iki tarafı karşı karşıya getirmek, muhtemel bir uzlaşmayı engellemek için miydi, yoksa hükümete yönelik 15 Aralık operasyonun devamı mıydı?
Böyle birçok soru sormak mümkün. Bugün bu soruların üzerine gitmek mümkün olmasa da bir gün mutlaka bu sorular cevabını bulacaktır.
Ancak bu sorular üzerinden kimse masumiyetini ilan edemez.
Başkalarını suçlamak bir savunma biçimi değildir. Problem de buradan kaynaklanmaktadır. Kimse öz eleştiri yapmaya, nerede hata yaptık, neleri yapmamalıydık sorusunu kendine sormaya yanaşmıyor. "Başkaları suçluysa ben masumum" tesellisi herkese yetiyor.
Aradan on yıl geçtiğine göre bir özeleştirinin yapılması gerekirdi. Bu iktidar için de, Fethullahçılar için de şarttı.Bu yapılmadı. Oysa darbeden bağımsız bir sürü yanlış yapıldı. Cemaat mensubiyeti olanlar şu soruları kendilerine sormaları gerekmez miydi?
-Biz siyasete niçin bu kadar bulaştık?
-Dini bir cemaat mi, yoksa siyasi bir cemiyet miyiz?
-İslam tecessüsü, gizli halleri yasaklamasına rağmen bizim onun bunun yatak odasını gözetlemekte ne işimiz vardı? Baykal'a ve MHP milletvekillerine kurulan kumpası hatırlayın,bugünkü siyasi tablo biraz da o kasetlerin sonucudur ve vebali onu yapanlara aittir.
-Hakimlik-savcılık, Polis Akademisi gibi yerlerin sınav sorularının çalındığı, kul hakkına girildiği bugün mahkeme kararı ile sabit. Bu hangi Müslümanlığa sığar diye sormak gerekmez miydi?
-AKP'li Abdurrahman Kurt, "AKP'ye karşı olan askerleri Cemaat ve ABD ile birlikte tasfiye ettik" dedi. Bir dini cemaat ABD ile işbirliği yapar mı? Askerini ABD'ye yem eder mi? velev ki bizim gibi düşünmesin?
-Devletin namusunun korunduğu Kozmik odaya AKP ile işbirliği yaparak girmek bir dini cemaatin görevi midir?
-AKP iktidarını pekiştirmek için Ergenekon davalarında suçsuz günahsız birçok subayı bir torbaya koymak hangi dindarlığa sığar?
-Askeriyeyi, Emniyeti cemaatleştirmek ne kadar doğruydu? Dini cemaatlerin görevi devleti ele geçirmek midir, yoksa ahlaklı bir toplum yetiştirmek midir?
Bu soruları yazarken elbette o yapının bütün mensuplarını aynı torbaya koymuyorum. İçlerinden tertemiz, namuslu, vatan sever ve bilmeden bu işe alet olan insanlar olduğunu biliyorum. Olan onlara oldu. Bir şey daha biliyorum; o yapı altında hem bir cemaat hem de ayağını o cemaate basarak, ondan hız alarak yürüyen bir örgüt vardı. Yargılamalarda bu ayırım yapılmadı.Bir sürü insan haksız- hukuksuz bir şekilde işinden,aşından, özgürlüğünden edildi. Bile bile cemaatin içinde olup o yanlışlara göz yummak da yanlıştı, ayırımsız herkesi cezalandırmakda. O yapıya mensup olanların işte bu muhasebeyi yapmaları, bizim üstümüzdekiler de masum değilmiş diyerek bir hakkı teslim etmeleri gerekirdi.Bunu yapmamak onca yaşanandan ders çıkarmamaktır.
Ancak dini yapıların siyasete karışması/karıştırılması sadece onların suç veya zaafı değildir. Tarikatları, cemaatleri oy deposu olarak gören siyasetçilerle, dini hayatı baskı altına alıp, cemaatleri siyasette çıkış aramaya iten geçmişin darbecilerinin de sorumluluğu vardır.Siyasetçiler, oy uğruna onları siyasetin çıkar alanına çekerek hem onları dejenere etmişlerdir, hem de devlet için gailelere sebep olmuşlardır. Bunu sadece AKP yapmadı, askerler dahil herkes ve her parti yaptı. Asker diyince bazılarına absürt gelebilir ama ilk defa burada duyacağınız bir olaydan bahsetmek istiyorum:
12 Eylül darbesinin 1.5-2 yıl öncesidir. Üç üst rütbeli subay Doğu'da şöhreti ve müridi bol bir tarikat şeyhine giderler.Dönemin Genelkurmay başkanının selamını söyleyerek o zata:" Bu yaşlı, ihtiyar takımını ile uğraşmayı bırak, bunlardan bir şey olmaz, gençleri buraya bağla, Türkeş'in etrafını boşalt, bizde sana yardım edelim." O zat cevap ermez, Suriye Kamışlı'ya gider, orada Haznevilerin liderine danışır. O da kendisine bırakır. Ardından ülkücülerin hakim olduğu okullardan, yurtlardan, bölgelerden konvoylarla gençler o şeyh efendiye gitmeye başlarlar. Organize seferler düzenlenir. Bazı yerlerde araçların yakıtı askeriyenin kademesinden karşılanır. Hatta 12 Eylül darbesinden bir süre sonra taşıyıcılık yaparken yakıtını askeriyeden alan bir vatandaş Erzurum'da yargılanıp ceza alır.( O kişiyle bizzat konuşarak teyit ettirdim.) Bunu niçin yaptılar? Ülkücü-Milliyetçi gençliği bölmek, pasifleştirmek, mücadelelerinde şüpheye düşürmek için. Çünkü yapacakları darbede en çok korktukları Türkeş gençliği idi.Bir dirençle karşılaşma ihtimalini bertaraf etmek için bu yola başvurdular.
Onun için Fethullahçılar da son yirmi yılın muhasebesini yapmalıdırlar. İnsan önce kendi günahını,hatalarını sorgulamalıdır. Bugün adaletsizlikten, otoriterleşmeden, yolsuzluktan söz ediyorsak, geçmişte AKP için yol temizliği yaparak ülkenin bu noktaya gelmesine sebep olanlar da sorumludur. Fert fert bir sorumluluk söz konusu olmayabilir, bazıları gözüne çekilen din perdesi ile hakikati görmeyebilir, elbette öyleleri mesul değildir, ama yapı olarak bugünkü siyasi tablonun sorumlularından biri Gülen yapılanmasıdır.














En büyük eksiğiniz budur herkes mutlak doğrunun kendinde olduğunu sanıyor