Cümlenin malumu olduğu üzere bu günlerde, Haluk Levent adlı güya ses sanatçısının 6 Şubat 2023 tarihinde vuku bulan Kahramanmaraş depremi konusunda depremzede vatandaşlara yardım maksadıyla kurduğu, cidden fevkalade ilginç olarak isimlendirilen AHBAP (Anadolu Halk ve Barış Platformu) derneğinin adeta dillere destan(!) vurgun olayını konuşmaktadır.
Bu ilginç isimli dernek kurulduğu zaman bazı yazar-çizerler sebebine binaen derneği kurmak isteyen kişi hakkındaki ciddi ve haklı şüphelerini beyan edince sekülerist/seküler geçinen cenahtan bu beyanlar ciddi tepki almıştı. Bunun üzerine AHBAP kuruldu ve faaliyetlerine devam etti. Oysa Haluk Levent denen kişinin İstanbul Asliye Ceza Mahkemelerinde, başta karşılıksız çek senet düzenlemek olmak üzere muhtelif konularda hemen her gün duruşması yapılıyordu. Yazınsal, işitsel ve dahi görsel basın yayına yansıyan bu durumu “sağır sultan” dahi biliyordu. Dolayısıyla bunu bilmeyen yoktu. Amma ve lakin sırf hükümet aleyhtarlığı olsun diye bu hususu apaçık olarak bilen ve dahi seküler geçinen güruh tarafından parlatılarak adı geçen dernek kurduruldu ve netice olarak bu güne gelindi.
Peki, bu ilk mi? Hayır. Bu ve buna benzer olayların sabıka durumu bayağı yükseklerde. Mesela dönemin Refah Partisi Gençlik kollarının organize ve desteği ile gündeme getirilen ve dahi Bosna Hersek’e yardım adı altında Süleyman Mercümek tarafından yürütülen ve hemen her zaman hulus ve saffetinden istifade edilen vatandaşın Allah rızası için kendisinin ve çoluk çocuğunun boğazından kısarak yaptıkları yardımlar aynen buna benzer bir sonuçla sonuçlandı. Hatta dönemin (1994) Başbakanı Sayın Tansu Çiller bu paraların yerine ulaşmadığı konusundaki endişesini beyan edince, “şüphesi olan Cumhurbaşkanı Alia İzzet Begoviç’e sorsun” beyanı üzerine Bosna Hersek Büyükelçisinden: “ Bize hiç para gelmedi” beyanı anında gündem buldu. Meğer Süleyman Mercümek alavere dalavere ile işin üstesinden gelmişmiş. Tabii olarak şimdilerde olduğu gibi gene iş C.Savcılarına ve hâkimler kaldı.
17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen Marmara depremi sırasında enkaz altında kalanları kurtarmak amacıyla sloganlaşan “KİMSE YOK MU” ibaresi, daha sonra dernek adını aldı. Ve hükümet tarafından “Kamu Yararlı Dernek” statüsü kazandırılarak “İZİNSİZ YARDIM TOPLAMA” imkânına kavuşturulduğu gibi bir de “Üstün Hizmet Payesi” ile taltif edildi. Aynı şekilde mütedeyyin vatandaşların boğazından kestiği yardımları aynı şekilde “iç edip” o mütevazı ve o denli mübarek olan yardımlar aynı akıbete uğratıldı. İş gene C.savcıları ve Yargıçlara havale edildi.
Gelelim Deniz Feneri adlısına. Bu oluşum dernekleşmek için yasa gereği Danıştay’a başvurdu. Ret cevabı alınca hükümete başvurdu. Hükümet Mevzuat değişikliği yaparak onayı Danıştay’dan alarak Bakanlar Kuruluna tevdi eti. Ve böylece Deniz Feneri’de tüzel kişilik kazandı. Aynı şekilde “Kamu Yararlı” vasfı kazandırıldığı gibi izinsiz yardım toplama yetkisiyle de donatıldı. Tabii olarak bu da “Üstün Hizmet Ödülü” ile taltif edildi. Ne yazık ki “aynı tas aynı hamam,” bunda da revaç buldu. İşler gene C.savcıları ve yargıçlara havale olundu.
Galiba buna benzer bir de “ENSAR VAKFI” diye bir oluşum vardı. Onun da bunlar gibi mütedeyyin halktan aldıkları desteği aynı şekilde iç ettiklerini yazınsal ve görsel basından öğrenmek pek âlâ mümkün. Nedir bu Allah aşkına. Kur’an’dan bihaber kılınan insanımızın bu namussuzlardan çektiği, daha ne zamana kadar devam edecek.
Bildiğim kadarıyla Diyanet Vakfı denen oluşum Sayıştay’ın denetiminden muaf kılınmış. Yahu Allah’tan korkmuyorsanız bari kuldan utanın. Ne demek denetimsizlik. İşini doğru yapan, hiçbir zaman teftiş ve denetimden korkmaz. Unutmayalım ki Diyanet Teşkilatında çalışanlar da birer beşer. Asla kimseyi şu veya bu şekilde muaheze etmek hadsizliği yaparak kimseciklere bühtan yakıştırmak niyetinde değiliz. Amma ve lakin şüphe celp edici iş ve icraatlardan kaçınmanın, bilhassa akçalı işlerde kaçınılmazlık arzettiğini düşünmekteyiz. Aksi halde ve gözlemlendiği üzere bu işler her ne hikmetse Allah rızası ve dahi hayır ve hasenat cümlesinden neşvü nema bulmaktadır.
Güncel olarak bilhassa kaysı hasadı sırasında altına son model araba alanlar “KUR’AN KURSU” adına, izinsiz belgesiz kaysı toplama yarışına girmekteler. Bizim Bildiğimiz kadarıyla Kur’an Kursiyerlerinin iaşe ve ibateleri Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından deruhte edilmektedir. Sadece bu amaçlı inşaatlar halkın yardımlarına bırakılmış. Ama gelin görün ki buna rağmen herhalde “iç edilmek” maksadıyla bu dilenmeler hem de Kur’an alet edilerek yapılıyor. Bu maksatla birçok camide Cuma çıkışlarında aynı ad altında yardım adı altına keza “dilenmeler” yapılmaktadır. Amma ve lakin tüm bunlara rağmen Kur’an’dan kimseciklerin bir şeyler öğrendiği maalesef, yok mesabesindedir. İnanın yetti artık. Allah rızasını amaç edinen insanımızın bu halisane niyetinin istismarından vazgeçmenin vakti geldi ve geçiyor. Yettiniz artık. Düşün yakalardan.













