Demokrasinin en kısa tariflerinden biri; güçleri dağıtarak tek elde toplanmasını engellemektir.
Zira, gücün tek elde toplanması, keyfiliğin, fevriliğin hukukun üstüne çıkması demektir. Bunun sonuçları tahmin edilemeyecek kadar ağır olur. Nitekim oluyor.
Demokratik devlet, herkesin iş ve eylemlerinin hesabını vermek zorunda olduğu devlettir.
Yani eğer bir hiyerarşi söz konusu ise onun tepesinde kişi veya kişiler değil, hukuk vardır.
Demokrasilerde hesap sorulamayan kişi ve kurum olmaz. Tarih, hesaptan vareste tutulanların nasıl canavarlaştıklarının toplumu nasıl ateşe attıklarının örnekleri ile doludur. Almanya hala Hitler’in dünyaya ve Alman toplumuna verdiği zararların faturasını ödüyor.
Soykırımcı İsrail’e verilen destek, biraz da gaz odalarının- Alman halkının alnının ortasına yapıştırdığı leke ile ilgilidir. Almanya bu destekle alnındaki kiri temizlemeye çalışırken, başka ve daha kanlı bir soykırımın ortağı oldu.
Bir tiran bir milletin onlarca yılını etkiledi, belki daha yüzlerce yılını etkilemeye devam edecek.
Fakat tek maliyet bu değil; bir ülkede hukukun yerini tek adamın alması ile birlikte kurumların içi boşalır, devlet bir kurum ve kurallar devleti olmaktan çıkar. Herkes ve her şey yönünü o bir kişiye çevirmek onu devletin somutlaşmış biçimi olarak görmek zorunda kalır. Hele parti kimliği makam kimliği ile birlikte ise parti kimliği de devletin bir parçası halini alır. O ve partisi devlet demektir artık.
Bürokraside o ve partisini devlet olarak gördüğü için ikisine birden hizmet etmeyi -devlet umurunun- gereği görür. Nitekim önceki gün el öpüp AKP’ye katılan CHP’li Haymana belediye başkanını İlçe kaymakamının ikna ettiği ve katılım törenine de katıldığı iddia edildi. CB partili olunca, aşağıya doğru yansıması partisini de devlet olarak görmek biçiminde oluyor.
Bu sebeple, devletin kaymakamı- devlet gibi- gördüğü partiye hizmet etmekte beis görmüyor. Bunun en ağır sonucu devletin ve onu temsil eden makamın kapsayıcılığını kaybetmesi, toplumu ayrıştıran bir konuma yerleşmesidir.
Toplumun bir kısmının- devlet zırhını- kuşanmış bir parti ve lideri ile karşı karşıya gelmesi, sonunda en büyük zararı ortak hayata ve devletin kapsayıcılığına verir. Devlet çemberine alınmadığını düşünen her vatandaşın devletle bağı zayıflar.
Bu ve benzeri sebeplerle, toplumsal ihtiyaçlardan çok bir kişinin ihtiraslarını tatmin için getirilen bu -anakronik- düzenin değiştirilmesi şarttır. Hukukun denetleyemediği hiç kimseyi vatandaş denetleyemez.
Denetimsizliğin sonu ekonomik, psikolojik ve toplumsal yıkımdır. Buna dur demek insanca yaşamak isteyen herkes için milli bir vecibedir. İYİ parti işte bunun için 27 Haziran saat 18.00’de Tandoğan meydanında Bayrak açıyor. Bunun anlamı; tek adam düzenine, parti devletine, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, yolsuzluğa, ABD ile iş tutmaya, PKK ile masa kurmaya, milli devleti tasfiyeye itirazdır.
Daha yaşanabilir bir Türkiye ancak bunu hak edenlerin ödülüdür. İtirazımızı en üst perdeden haykırarak bunu hak etmeliyiz.sn Dervişoğlu bizi bir partiye, bir siyasete, bir ideolojiye çağırmıyor, bizi demokrasiye, adalete, birliğe, bayrağa, bu kutsal vatana sahip çıkmaya çağırıyor. Bu ve benzeri seslere kulak verilmelidir.
Şairin dediği gibi:
"Sahipsiz vatanın batması haktır
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır…"













