Yediden yetmişe hemen herkesin elan tanık olduğu üzere 6 Şubat Kahramanmaraş Depreminin yaralarını güya sarmak üzere “ devlet nerede!?” sloganıyla ortaya atılarak, seküler geçinen bazı simaların da desteği ile, ses sanatçısı (!) Haluk Levent öncülüğünde kurulan ve açılımı “Anadolu Halk ve Barış Platformu” olan AHBAP derneğinin soruşturma ve kovuşturması tüm hızıyla adli yargıda devam etmektedir.
Öncelikli olarak bu olayın oluşumunda ciddi ihmal bulunduğunu düşünmekteyiz. Bakınız işin en basitinden başlayacak olursak, mesela her hangi bir sertifika/Kurs Belgesi ve benzeri bir iş için başvuran kişiden Adli Sicil Kaydı veya GBT’sinin temiz olup olmadığı ve dahi bunun belgelendirilmesi mutlaka istenmektedir. Amma ve lakin ve dahi bildiğim kadarıyla dernek kuracaklar için böyle bir yasal mecburiyetin olmadığı söz konusudur. Adama: Buyurun cenaze namazına” demezler mi? Zira AHBAP’ın kurucusu zatın dolandırıcılık ve karşılıksız çek ve senet düzenlemekten en az iki mahkûmiyeti bahis konusudur. Devam eden davaları ise işin adeta tuzu biberi olmaktadır. Hani diyorlar ya bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Meğer perşembenin gelişi çarşambadan belliymiş.
Mevzuatın, yani yasal zorunluluğun diğer boyutu ise ve keza bildiğim üzere yüz binlerle ifade edilen her bir derneğin her yılın mayıs ayında zorunlu denetlemesi ön görülmektedir. Sırf bunun için İçişleri Bakanlığı nezdinde Dernek Müfettişleri adı altında personel istihdam edilmektedir. Bahse konu bu derneğin denetlenip denetlenmediği ise elan bilinmemektedir. Şayet bir ihmal söz konusu ise derhal ilgililer hakkında da yasal gereğin yapılması adalete en uygun uygulama olur diye düşünmekteyiz.
Aziz dostlar güzelim Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana bir türlü aşılamayan iki husus var: Birisi Din, diğeri de Atatürkçülük. Adam “İzmir dağlarında çiçekler açar” dedi ve derhal Atatürkçü kılındı. Oysa Atatürk doğruluk ve dürüstlük timsaliydi. Şunu da ilave etmeliyim ki Atatürkçü geçinenlerin Atatürkçülüğün A’sını dahi bilmediğinden güneşin varlığı kadar eminim. Yüzde doksanı hatta belki de yüzde yüzü Atatürk’ün hiç olmazsa NUTUK adlı eserini okumuş olduklarından emin değilim. Zira ziya Paşa’nın günümüz Türkçesiyle dediği gibi: “ Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın aklının rütbesi eserinde görülür”. İşte bizim Atatürkçülerin hali pür melali bu.
Gelelim Din ve dindar konusuna: Güzelim Türkiye’de cami sayısı okul ve kütüphane sayısını ikiye belki de üçe katlar durumda. Dinimizin temel yasası da Kur’an. İnsanımız Kur’an’ı kendine ve diğer yaşayanlara okuyup ihya edeceğine ölülerinin derdine düşmüş olarak onları güya cennete ulaştırmanın beyhude çabası içine girmiş olarak ve dahi sorup soruşturmadan ha bire oraya buraya yardım yapmaktalar. Oysa ölülerimize Allah’tan mağfiret, yani bağışlanma duasında bulunmaktan başka elimizden ne gelir. Ki zannımca doğrusu da bu olsa gerek. Hâlbuki mevcut uygulama tas tamam Kur’an’ın reddettiği bir uygulama. Yukarıda da değinildiği üzere Kur’an, sorgulamayı emretmektedir. Ama ne hikmetse mütedeyyin insanımız bunu ihmal etmektedir. Tabi ki ölülerimiz için infakta bulunmalıyız. Ama bu böyle olmaz. Olmamalı. Bunu böyle bilen ve kendilerince uyanık geçinen tipler bu insanlarımızı acımasızca soyup soğana çevirmekteler. Bu suretle edindikleri paralarla gayri kanuni bahis oynamaktan tutunuzda yurt içinde ve dışında hovardalık yapmaya varıncaya kadar her türlü melaneti işlemekteler.
Diğer taraftan devletin her türlü nimetinden son limitine kadar yararlanan ve dahi kendilerini sekülerci, yani maneviyata inanmayıp maddeci olduklarını her bir mahfilde beyan eden, amma terk-i hayat ettiklerinde ise “imamın önüne” gelmekten kurtulamayan ve dahi devlet, millet ve vatan için zerre kadar katkısı olmayan o malum güruh o günlerde bu işin meddahlığını yapıyorlardı. O gün meddahlık yapan bu “solucanlar”, bu gün de neredeyse devleti suçlayacaklar.
Düşünüyorum da bu insanlar bizim insanlarımız. Devletin okullarında ve devletin maaş verdiği öğretmenlerin elinde şekillenmiş kişiler. Bu demek oluyor ki bu saha ıslaha muhtaç. Gerek okullar ve gerek camiler insanı dosdoğru hayata yöneltmek amacıyla hizmet veren kurum ve kuruluşlar. Galiba bu işte bir terslik var. Yoksa böyle bir sonuç oluşmaz. Devlete itibar etmemek olur mu? Bu yapılan, içinde bulunduğu gemiyi delmek anlamına gelir. Lakin ve ne hikmetse bazı insanımız bundan sakınmamaktadır. Anlamak hiç mümkün değil.
Sevgili dostlar Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi konusunda hasbelkader doktora derecesinde öğrenim yapmış biri olarak, Atatürkçüyüm diyen gençlere bir hatırlatmada bulunmak istiyorum: O mümtaz insan: “ Herkes dinini öğrenmek zorundadır” diyor. İnsanlık tarihi boyunca, ama totem ama Gök Tenri şeklinde de olsa insanlar bir şeyleri rehber edinmişlerdir. Günümüz Türkiye’sindeki insanımız dinini esas kaynağından (Kur’an) öğrenmek yerine; takkeli, cüppeli ve dahi sakallı-sarıklı bazı insanların yaşantısını ve dahi söylemini İslam Dini olarak kabul edip, dinden adeta kaçmaktalar. Bu ciddi manada yanlış. Hemen şunun şurasında şunu da beyan etmeliyim. Yukarıda sözü geçen kisveleri taşıyan gerçek anlamda Kur’an’ın ön gördüğü dine bağlı olan insanımızı gayet tabii tenzih etmekteyiz. Amma ve lakin ne var ki “gaite-i şerif”, “sümüğ-ü şerif” ve dahi “idrar-ı şerif” ten dem vurup insanımızı dinimizin güzellik ve mümtazlığından uzaklaştıranlara “yuh olsun sizlere” demekten de kendimizi alamıyoruz.
Kıymetli dostlar uzun sözün kısası şu ki; toplumumuz uyduruk Atatürkçülerle uyduruk dincilerden çekti geliyor ve maalesef çekip gideceğe benzmekte. Oysa Yüce Yaratıcının En Son Mesajını kulu Muhammed (as) tarafından beşeriyete tebliğ ettiği din bu değil. Binaenaleyh O, söz konusu bu son mesajında aklını kullanmayanların üzerine pislik boca edeceğini beyan etmektedir (Yunus Suresi 100.Ayet).
Atatürkçülük de bir iki satır şiir veya marş okumakla olmuyor. İşin detayına inmek lazım. Yoksa daha epey zaman havanda su dövmeye devam ederiz.
Sözün sonunda demem o ki tüm bu olup bitenlerin esbab-ı mucibesi (sebep ve gerekleri) bu yüzden vücut bulmaktadır. Yanılmayı çok ama çok isterdim. Amma ve lakin gerçek bundan ibarettir diye düşünmekteyim. Bu yanlıştır diyenler beri gelsin demeyi asla istemem. Bu edepsizlik olur.
Sürçü lisan ettiysek af ola.













