Gelişmekte olan ülkelerden birinin lideri yanına idari erkanını da alarak ülkeyi dolaşmaya karar verir. Helikopter pisti olmayan bir köyün ortasındaki meydana inerler. Köylüler sevinç naraları atar. Zira bugüne kadar köylerine ekabir kesimden hiç kimse gelmemiştir. Haliyle yaşlı, genç, çoluk çocuk hemen sararlar yöneticilerin etrafını. Bu sırada televizyon kameraları da çekim yapmaktadır. Lider, köyün en yaşlı ve bilge kişisini bizzat ayağına çağırır ve başlar sual etmeye.
- Bak bu televizyon kamerasıdır. Şimdi senle beni hem görüntü hem de ses olarak kayda alıyor. Haydi sen bir şeyler sor ben de cevap vereyim.
Yaşlı ve bilge köylümüz korkak ve endişeli bakışlarla bir lidere bir de kameraya bakar ve korkarak da olsa sual etmeye başlar:
- Bu alete konuşursam beni herkes hem görüp hem de duyacak mı?
Lider gülümseyerek:
- Elbette! Sadece bizim ülkemiz değil, başka ülkeler de seni hem görüp hem de duyacaklar.
Yaşlı ve bilge köylü:
- Oh oh ne güzel nihayet der. Beni dünyadaki herkes görüp duyabilme fırsatına nail olacak, der.
Lider:
- Pek tabii! Yoksa bir şüphen mi var? Der.
Bu söz üzerine yaşlı ve bilge köylü eline mikrofonu alarak avazı çıktığı kadar:
- İmdat yetişin ve bizleri kurtarın diye bağırmaya başlar.
Lider:
- Neden böyle bağırıyorsun neyin eksik? Der.
Yaşlı ve bilge köylü:
- Efendim biz ağır vergiler altında kalınca kendi köyümüze kaçtık. Artık kimse kapımızı çalmaz dediğimiz anda o da ne devletin lideri bizi ziyarete geldi. Önce siz sonra vergiler gelmeye başlayacağından adım gibi emin olduğum için avazım çıktığı kadar bağırarak yardım istedim der.
Şimdi hikayemizden hareketle gelelim sadede. Kıymetli okurlar artık gün geçmiyor ki yeni bir vergi türevi veya yeni bir zamla güne başlamayalım. Neredeyse her gün yeni yeni vergi türleri, cezalar ve nereden budunlar. Sadece ekonomik alanda yapılan bu araştırma süreci başka alanlara yansıtılsa muazzam neticeler ortaya çıkar. Ekonomik olarak zaten yıpranmış olan vatandaşın cebine bu kadar girme gayreti sergilemek ne kadar doğru bir yaklaşımdır? İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanmaya başlamışken artan tüketim çılgınlığına ne demeli? Bireylerin ihtiyacı olan zaruri gereksinimlerini ön plana almaması da başlı başına izahı güç bir durumdur. Esasen bu izahı güç durumun altında da bazı ihtiyaçları karşılama güdüsü yatmaktadır. Misal; onda varsa bende de yok mantığı. Ki bu mantıksal çıkarım kimi tüketim maddelerinin fiyatını artıran gelişmelere sebebiyet vermektedir. Bu nedenle ekonomik dengesizliğin kabahatini tamamen siyasal iktidar da aramak da bir o kadar yanlış olacaktır. Vatandaş önceliğini zaruri ihtiyaçlara vermediği sürece artan lüks tüketim zaten zor olan durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirecektir. Nihayetinde bu gelişmeler de sosyal çürüme denilen kavramın hayatın her alanına yansımasıyla sonuçlanacaktır. Kısaca ekonomik sarsıntı sosyal çürümeyi tetikleyicidir. Zira ekonomik anlamda refah içinde yaşayan toplumlar bilime, sanata ve kültüre daha fazla zaman ayırırlar. Bu sebeple ekonomi kendini toparlar ancak sosyal çürümüşlüğün tedavisi yoktur diyen kesime kesinlikle katılmıyorum. Unutmayalım ki her olayın sonucu bağlantılı olduğu diğer olayın başlangıcıdır.
Sağlık ve esenlikle kalınız…












