Bazıları hala anlamak istemese de, DEMP ve PKK'nın tüm talepleri -ayrışmaya- giden yolu açma maksadına matuftur.
İki şey çok önemlidir; dil ve nüfus yoğunluğu.
Dil sadece bir iletişim vasıtası değildir, aynı zamanda milletleşmenin temel taşıdır. Aynı dili konuşamıyorsanız, nasıl ortak duygular oluşturacaksınız?
Dil aynı zamanda bir mensubiyet ve kimlik ifadesidir. Hangi dili konuşuyorsanız siz osunuz. Yaşadığınız ülke, şehir, köy veya kasaba hangi dil ile isimlendiriliyorsa o toprak parçası o dili konuşanlara aittir.
İsimlendirme bir tapulama işlemidir.Dilinizle adlandırılan yerler size, başka dillerle adlandırılan yerler başkalarına aittir.
Ne Kürdistan, ne Amed isimlendirmeleri boşuna değildir.
Bir yere Kürdistan demek, bu mülk, bu ismin işaret ettiği topluma aittir demektir.
Amed de öyle, bu isim ne Türkçe, ne Kürtçedir. Bölgenin adı Diyarbekir, şehrin adı Asurlardan beri Amid/Amida'dır. Ord.Prof.Dr.Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu Diyarbakır'da yıllarca "Kara Amid ismiyle dergi çıkarmış, konferanslar düzenlemiştir. Osmanlı da bu ismi kullanmıştır. PKK bu adlandırmaya etnik bir çeşni katmak için yerel ağızda kullanılan Amed'i öne çıkarmıştır. Bu Türkçeleşmiş Kara Amid'le bölgenin ilişkisini kesmek, bu çerçevedeki hafızayı yok etmek içindir. Kara Amid bir tarih, Amed ise bir politikadır. Sangaryosu Sakarya yapmak neyse,Kara Amid'i Amed yapmak da odur.
Fakat dil meselesi bununla bitmiyor.Sınırlar artık dillere göre çiziliyor. Bir bölgede yoğun konuşulan dil, o bölgenin kader ve sahipliğini belirliyor.Dilinizin çekildiği coğrafyadan zamanla hükmünüz de çekilir.Dünyanın birçok bölgesinde kopmalar, ayrılmalar, parçalanmalar böyle olmuştur.
Ayrışmaya giden yolda iki şey çok önemlidir, ikincisi de nüfus yoğunluğudur demiştik. Etnik hareketler hedef aldıkları coğrafyalarda, sindirme, korkutma, baskılama yoluyla farklı unsurları göçe zorlarlar. Hedef bölgeyi etnik açıdan türdeşleştirmek isterler. Son yarım asırda Doğu'dan Batı'ya kaçırılanların kahir ekseriyeti bu korku iklimi ve güvenlik endişesinin sonucudur. Ve bilinçli bir itmedir.
Önceki gün(14.05.2026) DEMP Van Milletvekili Gülderen Varlı, TBMM Başkanlığına bir araştırma önergesi verdi. Konu:"Kürt Dili üzerindeki yıllardır sürdürülen inkar,yasak ve ayrımcı politikaların tarihsel ve toplumsal sonuçlarının araştırılması;Kürtçenin lehçeleri ile birlikte anadilde eğitimin önündeki engellerin yasal ve idari engellerin tespit edilmesi ve anadili Kürtçe olan yurttaşların temel dil haklarının yasal güvenceye kavuşturulması için demokratik çözüm yollarının belirlenmesi..."
DEMP ve seleflerinin en çok önerge verdikleri konuların başında dil meselesi geliyor. Niçini yukarıda açıkladığım hedef ve sebeplerde gizli.Bir taraftan tabana; "diliniz yasaklandı, zulme uğradınız" denilerek ezilmişlik psikolojisi yaratılıyor, öbür tarafta Kürtçenin devletleşmesinin yolu açılmaya çalışılıyor.Geçmişte bazı mevzi yanlışlar olmuştur, lakin bugün artık herhangi bir kısıtlamadan söz edilemez. Önergede Kürtçenin hem milyonlar tarafından konuşulduğu hem de yasaktan söz ediliyor. Yasak varsa, milyonlar bu dili nereden öğrenmiş ve nasıl konuşmaktadır? Ayrılıkçı hareketlerde -düşmanlık üretmek-esastır. Bunun için her yola baş vurulur.Eğer düşmanlaştıramazsanız nasıl ayrıştıracaksınız? Mesele bir dili yaşatmak veya demokrasi değil, mesele dilden devlete atlamaktır. Ne yazık ki, bunu dünya anladı, bir türlü biz anlayamadık.Tedbiri, ülkenin her yerinde Türkçeyi en çok konuşulan dil haline getirmek ve devletin tekliğinin buna bağlı olduğunu bilmektir.













