Yazıcıoğlu cinayeti on yedi yıl sonra Ankara'ya taşındı. Bu bir adalet arayışı mıdır, yoksa gösterisi midir, bunu zaman gösterecek.
Bugüne kadar adalet, iktidar için hasımlarını susturmak için kullanılan bir araç oldu. Yargı bazılarının gözündeki çöpü görürken, bazılarının gözündeki merteği görmedi. On yedi yıldır Yazıcıoğlu davasına bakan yargı ile bugünkü yargı aynı yargı. Aynı hükümet, aynı parti, aynı kadro...
Şuna kesin olarak inanıyorum, iktidar kendine dokunacak davalarda hiç istekli davranmıyor. Kulağının üstüne yatmayı tercih ediyor. Sadece kendi amaçlarına hizmet edecek konulara el atıyor.
Sinan Ateş olayı aydınlatıldı mı mesela? Azmettiriciler belli olmasına rağmen hiç birinin üzerine gidilmedi. Gidilse, belki AKP'yi ayakta tutan kolonlardan biri çökecekti. Mansur Yavaş, Ankara Büyükşehir Belediyesinde kendinden önceki döneme ait yolsuzluk dosyalarını Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına vermişti, hangisinin üzerine gidildi? Onlarca CHP'li belediyeye yöneltilen suçlamaları, karesi ile çarpın, bir tane Melih Gökçek dönemi belediyesi etmez. Üzerine gidildi mi? Üstelik sn Arınç'ın " kamu arazilerini parsel pasel peşkeş çekti" demesine rağmen. Bir tek savcı cesaret edip Arınç'ı çağırıp, bildiklerini anlatmasını istemedi.
On yedi yıldır Yazıcıoğlu'nun davasına bakanlar bu iktidarın yargıçları, savcılarıydı, bugün bakanlar da aynı hükümetin bürokratları. Ne değişti? Kahramanmaraş'ta bu dosyayı kapatan savcıyı terfi ettirip Elazığ'a başsavcı olarak atayan da bu hükümetti.O ihmaller,körlükler olmasa bugün başka bir senaryoyu konuşuyor olabilirdik.
Çok soru sorulabilir. Peşin olarak birilerini suçlamak da aklamak da yanlış. Hukuk zanla değil, delillerle hareket eder. Bu cinayet elbette aydınlatılmalı, dahli olanlar hak ettikleri cezayı çekmelidir. Bunun yolu önce vatandaşı adaletin varlığına inandırmaktır. Bugün tarafsız, adil, bağımsız bir yargının olduğuna inanıyor muyuz? Adaleti o kadar örselediler ki, yargının her kararını tartışılır hale getirdiler. Sorun şu ki, yargı ne karar verirse versin bu güvensizlik tartışmaları bitirmeye yetmeyecektir.. Bağımsız olmayan bir yargı -siyasi iradeye- rağmen bir karar veremez çünkü. Sağlıklı bir soruşturma ancak yargının bağımsızlığı ile mümkündür. Onun için önce siyaset yargıdan elini- ayağını çekmelidir.Yargıya en büyük destek onu her türlü etkiden, yönlendirmeden azade hale getirmektir.
Yazıcıoğlu öldürüldü mü, bana göre öldürüldü. Baştan beri kanaatim o yönde. Çünkü bu olaydan önce defalarca trafik kazası geçirdi. Kazaya karışıp kaçan araçların plaklarının sahte olduğu iddia edildi.Helikopterin düştüğü yer tespit edilmesine rağmen -bilinçli olarak- başka yerde arandı.Helikopterde olayın aydınlanmasına yardımcı olacak cihazlar çalındı.Bunlar üst üste konulunca ortaya çıkan tablo bize olayın -kaza olmadığını- gösteriyor.
Yazıcıoğlu, namuslu, vatansever,yüzde yüz mümin bir şahsiyetti. Çizgisi netti, o Türk milletinin, inançlarının, ülkesinin hizmetindeydi. Satın alınamaz bir seciyeye sahipti.Ölümünün de bu karakter yapısıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Belli ki, geleceği planlayanlar;- onu emellerinin önünde -aşamayacakları bir engel olarak gördüler, diz çöktüremeyeceklerini anlayınca da şehit ettiler.
Bugün onun çizgisinde olduğunu söyleyen partiler var.Onun çizgisi, teröristlerle, devletin yapısını pazarlık etmeye karşıydı. Onun çizgisi, AKP'yi işbirlikçi olarak görürdü. MYK toplantılarında bunu ondan defalarca duydum. Onun çizgisi tek adamlık değil, tek millet perspektifi üzerine kuruluydu.Onun çizgisi agresif, düşmanlaştırıcı değil, yatıştırıcı, bütünleştirici,kucaklayıcı bir siyaset çizgisiydi. O BOP'çu değildi, olanı da bu ülke için tehdit olarak görürdü. O bu nedenle Erdoğan'ın davetini reddetmişti. Onun yolunda yürüyenlerinde aynı duyarlılıkla hareket etmeleri gerekir. Onu sevmek, onun ismini kullanmak değil, fikirlerinin peşinden gitmektir.
Evet, bu cinayet aydınlatılmalıdır. O yıl(2009) rahmetli Yazıcıoğlu'nun geçirdiği kazalardan, izlediği siyasetin kim veya kimleri rahatsız ettiğinden, Çağlayancerit'e kim tarafından davet edildiğinden, Helikopter'i kimin tuttuğundan,arama- kurtarma çalışmalarını kimin sabote ettiğinden, F-16'ların rotalarından, pilotlarından, bunların ilişkilerine kadar bütün ihtimaller tek tek masaya yatırılmalıdır. Ancak bu tip siyasi cinayetler -siyasi gündemden- bağımsız değerlendirilemez. Yazıcıoğlu spor olsun diye şehit edilmedi. O tarihlerde izlediği politika ve gündeme de bakmak gerekir. O tarihte Suriye sınırlarındaki mayınların temizlenmesi ve bu işin İsrail'e verilerek karşılığında temizlenmiş arazinin kiraya verilmesi gündemdeydi Yazıcıoğlu buna çok sert tepki gösterdi. Arkadaşlarını alarak sınıra gitti, "bu oyunu neye mal olursa olsun bozacağını" söyledi. Bozdu da. Onun tepkisi üzerine mayın temizleme işi İsrail'e verilmedi, ama öldükten iki- üç ay sonra başkalarına ihale edildi. İkinci gündem Oslo görüşmeleriydi, henüz basına sızmamıştı ama Yazıcıoğlu'nun kulağına fısıldanmıştı. Etrafındakileri, ülkeyi bölmek,kardeşi kardeşten ayırmak için yakında bu meseleyi gündeme getirecekler diyor, sıkı durun diye uyarıyordu. O şehit edildikten sonra Oslo'da özerklik, eyaletleşme, yetkilerin yerel yönetimlere devri üzerine PKK ile görüşmeler yapıldığı ortaya çıktı. Hiç bir siyasi cinayet o günün siyasi gündeminden bağımsız düşünülemez. Meselenin bu yönünü ihmal belki tetikçileri ortaya çıkarır ama azmettiricilerin üzerini örter. Onun için o dönem Yazıcıoğlu'nun kurduğu savunma hattının kim veya kimleri rahatsız ettiğine bakmak lazımdır.
Davada ilk defa şüpheliler -kasten öldürme- suçlaması ile tutuklandılar. Bu, soruşturmanın ciddiyetine işarettir. Cinayetin aydınlatılması Türk siyaseti için bir namus borcudur. Bugün ona yapılanın yarın başkasına yapılmaması için bu şarttır. Zira,siyaset kurumu gerekli dirayeti gösterip, bu olayı açığa kavuştururken kendini de korumuş olacaktır. Olay aydınlanırsa, onun dostları,arkadaşları,ülküdaşları olarak buna vesile olanlara elbette ki, amasız, fakatsız minnettar olacağız.Aksi takdirde, bu ülkenin bazı kurumları, Apo'yu yaşattı, Yazıcıoğlu'nu yaşatmak için hiç bir şey yapmadı demeye devam edeceğiz.













