19. yüzyılın büyük hukukçularından Pierre-Antoine Berryer'e bir gün, önünde altın çuvallar dururken niçin büyük servet edinmediği sorulur. Verdiği cevap, sadece bir hukukçunun değil, karakter sahibi bütün insanların hayat düsturu olabilecek kadar derin ve anlamlıdır: "Onları almam için eğilmem gerekiyordu." Aslında bu tek cümle dahi onurun, şeref ve haysiyetin kısaca insan olmanın ve insan kalmanın özetidir. Sergilenen bu duruş aynı zamanda bir şeref ve haysiyet sahibi bir insanın ömrünün özetidir.
İnsan vardır onuru gururu, şerefi için her şeyi göze alır. Yine insan vardır; servetini kaybetmemek için makamını korumak için, bazen de koltuğunu bırakmamak için eğilir. Bu eğilmelerin en acısı; eğile eğile sonunda omurgasını kaybetmesidir.
İşte bugün toplum olarak üzerinde en çok düşünmemiz gereken meselelerden biri de budur. Siyaset, ilke için mi yapılmaktadır; yoksa makam için mi? Milletin oyları, bir emanet midir; yoksa istenildiği zaman başka kapılara taşınabilecek bir sermaye midir? Bir siyasetçi seçim meydanlarında bir partinin rozetini taşıyarak, o partinin programını savunarak, o partinin ilkeleri adına milletten yetki alıyor; sonra da seçmenin iradesini hiçe sayarak başka bir siyasi safa geçiyorsa burada sorgulanması gereken sadece parti değişikliği değildir. Asıl sorgulanması gereken emanete sadakattir. Çünkü vatandaş, sadece bir kişiye değil; temsil ettiği fikre, programa ve siyasi duruşa da oy vermektedir. Demokrasinin özü güven üzerine kuruludur. Güven sarsıldığında sadece bir milletvekili ya da belediye başkanı yer değiştirmiş olmaz. Aslında seçmenin devlete ve siyasete olan inancı yara alır. Bugün insanlar neden siyasete güvenmiyor? Neden "Hepsi aynı." demeye başladı? Neden sandığa giderken umut yerine tereddüt taşıyor? Belki de cevap burada saklıdır. Çünkü sözler kolay değişmeye başlamıştır. İlkeler kolay terk edilmektedir. Dün ağır sözlerle eleştirilenler, bugün omuz omuza yürünebilmektedir. Dün "Asla" denilen kapılar, bugün sessizce açılabilmektedir. O hâlde vatandaş şu soruyu sormakta haklı değil midir? "Ben oyumu kime verdim?" Siyasetçinin elbette düşüncesi değişebilir. Fikir değişebilir. Şartlar değişebilir. Ancak bunun da bir ahlakı vardır. Eğer seni seçen insanların iradesiyle taban tabana zıt bir yola gireceksen, yapılacak en onurlu davranış bellidir. Önce emaneti sahibine teslim etmek... Görevinden ayrılmak... Sonra yeni düşüncenle yeniden milletin huzuruna çıkıp yetki istemektir. İşte demokrasiye saygı budur. İşte insanın kendisine saygısı, ahlaki duruşu budur. Bir insanın çocuklarına ve torunlarına bırakacağı en büyük sermaye de budur. Kişi şayet bu ahlaki duruşu sergilemezse en büyük kötülüğü çocuklarına, torunlarına yapmış olur ki bu büyük ayıp ileride çocuklarına, torunlarına “senin baban vicdanını, haysiyetini, onurunu, şerefini çıkarı, çıkını, koltuğu, makamı için sattı”, dedirtmesin. Onların ömür boyu boyunlarının eğri kalmasına sebep olmasın.
Konuyu sadece parti rozeti olarak değerlendirmek yanlıştır. Konu, güven kırılmasıdır. Pierre-Antoine Berryer'in o veciz sözü, sadece para için değil; makam ve koltuk için de geçerlidir elbette: "Onları almam için eğilmem gerekiyordu." Keşke bugün de siyasetin her kademesinde görev yapanlar, makamlarını hangi bedelle kazandıklarını kendilerine sorabilseler... Çünkü eğilerek ulaşılan makamlar yüksekte görünse de, aslında insanı küçültür. Dik durarak kaybetmek, eğilerek kazanmaktan çok daha şereflidir. Millet, hata yapanı affedebilir. Fikir değiştirenleri anlayabilir. Fakat kendisine verilen emaneti kişisel hesabına dönüştürenleri kolay kolay unutmaz. Çünkü siyasetin gerçek sermayesi ne para, ne makam, ne de güçtür. Gerçek sermaye güvendir. Güvenini kaybeden ise, en büyük servetini kaybetmiş demektir.













