DR.HASAN YAĞAR

DR.HASAN YAĞAR


Boşamada üç kere üst üste boş ol! Söylemi ve Kur'ân'a göre boşama şekli

16 Aralık 2021 - 09:45

     Bilindiği üzere günümüzde boşanmalar Medeni Kanun hükümlerine göre mahkemeler eliyle sağlanmaktadır. En son Medeni Kanun değişikliği ile de; eskiden var olup ancak hiç de Kur’ân hükümleri ile bağdaşık ve bağlaşık olmayan “İmam Nikâhı” safsatası da ortadan kaldırılarak müftülere veya onların tayin edeceği din görevlileri eliyle nikâh kıyma işi kanunlaştırılmış oldu. Ve geçmiş yıllarda olduğu gibi resmiyet kazandırmaksızın kendine imam süsü verip, ne olduğu belli olmayan kişilerin nikâh kıymaya tevessül etmesi konusuna ceza getirildi ki artık bu deli saçması şeklindeki aslı astarı bulunmayan safsata, ortadan kaldırılmış oldu. Bu söylediklerimiz günümüz uygulamasıdır. Ancak bu hükümlerin ihdasından evvel ki evlenme ve boşanmalar Kur’ân ve Hz. Peygamber (s.a.s)’in Sünneti delaletiyle oluyordu. Ama her hal ve şartta tanıklar huzurunda ve meseleye resmiyet ve aleniyet kazandırılarak yapılıyordu. Mesela Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kadı denen mahkeme başkanları eliyle nikâh yapılıyor ve işlem, Tahrir Defteri denen defterlere kaydediliyordu. Yani mesele geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi kim oldukları belli olmayan iki adamın tanıklığı ile kim ve neci olduğu pek bilinmeyen ve adına İmam yakıştırması yapılan birilerinin insanları karı-koca ilan etmesi şeklinde asla olmuyordu. Bu söylediklerimizi konu öncesinin bir girizgâhı olarak kabul ederek esas konumuza geçmek istiyoruz.
    Aşağıdaki tespitlerimiz, boşanma ile ilgili Kur’ân esasları olacaktır. Tabiidir ki yapacağımız tespitler günümüz uygulaması ile bire bir çakışık değildir. Ancak belki Kur’ân esaslarını uygulayarak Medeni Kanunun işletilmesini isteyecek birer din kardeşlerimiz olabileceği gibi esasta eskiden beri kadınlarımızın korkulu rüyası ve erkeklerin de tafrası şeklinde gündeme gelen Boş Ol !, Boş Ol !, Boş Ol ! abes ve saçmalığının ne denli hurafe içerdiğini bu vesile ile ortaya koymaya çalışmak istedik.
    Hemen burada tespit edecek olursak diye biliriz ki bu Boş Ol ! uydurma ve safsatası hakkında tekraren söyleyelim ki bu abes iş asla Kur’ân hükümleri ve Hz. Peygamber (s.a.s)’in sünneti ile bağdaşık ve bağlaşık olmayıp tamamen aslı esası bulunmayan bir safsata idi ve ne yazık ki insanımızı upuzun yıllar süresince meşgul ve mağdur etti. Tabii olarak bunun sebebini de Kur’ân hükümlerini anlamadan ve bilmeden veya bilmeye gayret etmeden Kur’ân’ı orijinal (Arapça) diliyle okumamız teşkil etmektedir. Ama şunun da altını çizelim ki birileri veya bazıları bunu bilerek, yani Kur’ân’ı ille de Arapça okumayı sevap cümlesinden olmak üzere bir yutturmaca olarak insanımıza dayattılar. Şayet bu dayatmayı yapmayacak olsalardı ne birilerine muska yazabilir ve ne de birlerine üfürükçülük ve hokkabazlık yapabilirlerdi. Ne de geçimsiz addedilen hanımlar bu tür namussuzlara götürülüp şifa ve “şefaat” beklenirdi. TV ekranlarına yansıdığı üzere hemen herkesin malumu olduğu gibi; maalesef bu tür yutturmacalar elan dahi devam etmektedir. Bu gidişle daha da devam edecek gibidir. Çünkü görülen her bir sakallı veya sarıklıya ermişlik atfedilmektedir. Bu arada şunu da ekleyelim ki zorunlu olarak sarf ettiğimiz bu söz, gerçek manada sünnet sakal ve sarık taşıyan insanımız için asla söz konusu değildir ve olamaz.
    Evet. Meselenin esasına geldiğimizde görüyoruz ki Kur’ân ahkâmının, meseleyi çok net ve apaçık olarak ve dahi sözü dolandırmadan adeta tahkim ettiğini görüyoruz.
    Bu konuda, yani boşama konusunda Kur’ân’da müstakil bir sure olarak Talak Suresi mevcut. Bu çalışmamızın dar hacimli olması hasebiyle o surenin detayına giremeyeceğiz. Ama konuyu aşikâr kılan hususları ise özetlemeye çalışacağız. İlgili ayetlerin içeriğinden de anlaşılıyor ki ciddi bir sosyal mesele olan boşama veya boşanma konusu öyle geçiştirilmiş değildir. Hatta bu Sureden önce olmak üzere Bakara Suresinin 229. Ayetinde mealen şöyle bir hüküm de mevcut: “  O talak iki defadır. Her birinden sonra ya kadını iyilikle tutun, ya da güzellikle ayırmak gerekir.” Bakınız öyle kadını döve söve boşamak Allah’ın emri olmayıp O’nun yasakladığı yani haram kıldığı bir husustur. Oysa “benim” diyen mümin ve Müslüman her birimizin yaptığı ilk iş o gücü yetmeyen insanı paralamak veya canına kıymak olmaktadır. Peki, Müslüman ne demek? Mümin ne demek? Hadi izah edelim bakalım. İzah edemeyiz. Çünkü bizler kendimizi dine değil, dini kendi emellerimize uydurduk. Bunun aksini söyleyebilecek bir kahraman varsa işte meydan, buyursun beri gelsin.
    Gelelim Talak Suresindeki İlahî bazı talimatlara: Mealen: “ Ey Nebi! Kadınları boşadığınızda iddetleri içinde boşayın ve iddeti[1] sayın. Rabbiniz Allah’tan çekinin; onları evlerinden çıkarmayın. Onlar da çıkmasınlar; açık bir fuhuş yapmış olurlarsa o başka. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa kendine kötülük etmiş olur.
    Kadınlar sürelerinin sonuna geldiklerinde ya maruf[2] ile tutun veya maruf ile ayırın. İçinizden güvenilir iki kişiyi şahit tutun; şahitliği Allah için yerine getirin. İşte bu size, içinizden Allah’a ve ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Kim Allah’tan çekinirse O, ona bir çıkış yolu açar.
    Beklemediği yerden ona rızık verir. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter. Allah, emrini yerine getirendir.  Allah her şey için bir ölçü koymuştur.” (Talak Suresi; 1-3.Ayetler)
    Bakınız şimdilerde yapıldığı gibi bir ton sopa at, babasının evine gönder. Bu olmazsa canına kıy.  Öyle bir şey yok. Ve o tür davranış veballi bir davranış olup, İlahi huzurda sorguya tabidir. Ayet içeriğine, yani İlahi emre göre, o insana işin sonuna kadar hürmet edilecek ve ondan sonra tanıklar huzuru ile işlem tamamlanacak. Haydi, buyurun bakalım. 
    Gelelim talak sayısını belirleyen ve erkek açısından keyfi davranmaya engel koyan ayet hükmüne: Mealen: “ Erkek üçüncü defa boşarsa, artık bu kadın ona helal olmaz. Kadın evlenir, bu koca da boşarsa bakarlar; Allah’ın koyduğu sınırlarda duracakları kanaatine varırlarsa birbirlerine dönmelerinde bir günah yoktur. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Allah bunları bilen bir topluluk için açıklamaktadır.” (Bakara Suresi, 230.Ayet)
    Bakınız Yüce Yaratıcı öyle bir sınırlama koymuş ki değme gitsin. Boşanmış bir kadınla evlenen bir erkek ne diye hemen boşasın ki? Bir de o kadını boşayan evvelki koca efendi bu tür serüvenden sonra o kadını tekrar nasıl eş kılabilir ki? Bana göre hiçbir erkeğin bu tür bir uygulamayı midesi kaldırmaz. Kendisinin yarattığı İnsan fıtratını çok iyi bilen Yüce Yaratıcı, bu boşanma ve geri eş edinme işini yazboz tahtasına çevirmeyi önlemek için böyle bir engel koymuş olmaktadır. Ama bana öyle geliyor ki bu durumdan haberdar olan mümin kadın ve erkek çok sayıda olmasa gerek. “Bırak efendi biz bu işi biliyoruz bize tafra satma” diyecek din kardeşlerimiz varsa-ki mutlaka vardır-onların karşısında saygı ile şapka çıkarmayı da evvel Allah biliriz. Ancak bu davranışın da asla kıymeti harbiyesi olmaz.
    Gelelim eşler arası iş ve işlemlerde kadın eş lehine olan bir başka ayete: Mealen:Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayınız. Onlarla iyi geçininiz. Eğer onlardan hoşlanmazsanız da biliniz ki hoşlanmadığınız bir şeyi Allah büyük bir hayra vesile kılmış olabilir.” (Nisa Suresi, 19.Ayet).
    Bu ayette, evlenecek kızlar için babaların istediği ve adına “başlık” denen şey aslında “mehir” adı altında geline verilmesi söz konusu olan altın, döviz, para ve sair değerleri ifade etmektedir. Bu kıymetler, gelinin babasının değil; gelinin özbeöz hakkı olan kıymetlerdir. Ama zamanla bu mesele yozlaştırılarak İslami hiçbir dayanağı olmayan bir uygulama halini aldı. Ve o kıymetler, başlık adı altında kız babasına verilir oldu. Ayette geçen “verdiklerinizin bir kısmını” şeklindeki ifadenin aslı ve esası mehir denen ve bir bakıma bir nevi hayat garantisi olan bir kadın hakkıdır. Unutmayalım ki eskiden, kadının bu gün var olan bir kısım hayat garantileri -pek değil- hiç yoktu. Zaten kadın çalışmıyor ve evinde mutfak ve çocuklarının bakım işleriyle meşguldü. Yani kadının çalışıp bir kazanç getirmesi uygulaması hiç yoktu. Hatta kadın çalışmak zorunda değildi. Bu, İslam’ın kadına tanıdığı bir haktır. Aslında bu, kadın için daha avantajlı bir şeydi. Fakat zamanla plansız ve programsız şehirleşmenin başlamasının yarattığı geçim sıkıntısı ister istemez kadını da bir işte çalışma hengâmesinin içine sokuverdi. Hâkimlik, hekimlik, avukatlık, patronluk vs. gibi işleri deruhte deden kadınlar hakkında her hangi bir dezavantaj yok. Ama asgari ücretle belli yerlerde çalışmak zorunda kalan gencecik hanımefendilerin otobüs duraklarında beklemeleri ve sıkışık bir halde hatta bazen de kimi edepsizlerin tasallutuna maruz kalarak toplu taşım araçlarında vakitli vakitsiz oradan buraya koşuşturmaları pek de kabul edilebilir bir şey olmasa gerek.
        Kısacası bu çağ, kadın aleyhine bazı zorluklar getirmedi değil. Eskiden hele şehirlerde yaşayan hanımefendiler sabah işlerini bitirdikten sonra dost ahbap gezmelerine gider ve oralarda tatlı sohbetler ve bazen de dedikodular yaparak akşamı beklerlerdi. Bunu, ben 60’lı yılların başında Malatya Lisesinde okurken Malatya’daki akrabamız olan teyzelerin ve bibi denen halaların gezmelerine tanık olmak suretiyle gözlemliyordum. Ve bu durumu köydeki anacığıma anlattığımda “ aman oğul hele okulu bitir memur ol da belki ben de onlar gibi rahat ederim” demekten kendisini alamadığını bu gün gibi hatırlıyor ve hüzün dolu saatler yaşıyorum. Çünkü anacığımı buna nail kılamadım. Bu tadı tatmadan Yüce Dost’a uçtu gitti. Sadece akşam ve sabah güneşinde kabri üzerinde gölge etsin diye baş ve ayakuçlarına çam ağacı diktiğim ve Malatya Battalgazi’deki, Ali Baba Mezarlığında bulunan kabrini ziyaret ederek teselli buluyorum. Dilerim ruhu şad, mekânı cennet olsun
            Yukarıdan beri; Müslümanlığı kimseye bırakmak istemeyen bizlerin (?!) boşama konusunda takındıkları bazı ve kabul edilemez tavırlarını İlahi Mesaj ışığında dile getirmek istedik. Dileriz anlamlı olmuştur. Her kese selam ve saygı ile.

 
[1] İDDET: Boşanmış bir kadının yeniden evlenebilmesi için beklemek zorunda olduğu süreyi ifade eder. Evliliği sona ermiş ve kadın da hamile değilse, âdet gören kadın üç hayız (AY HALİ) süresi beklemek zorundadır (Bakara Suresi, 228.Ayet). Her hangi bir sebeple âdet görmeyenler ise üç ay iddet beklemek zorundadır (Talak Suresi, 4. Ayet). Evlilik, erkeğin ölümü üzerine sona ermişse ve kadın da hamile değilse, iddet süresi dört ay on gündür (Bakara Suresi,234.Ayet). Evlilik ne şekilde sona ererse ersin, hamile olan kadının bekleme süresi doğum yapıncaya kadardır. Doğum yapmasıyla birlikte iddeti sona erer. (Talak Suresi, 4.Ayet).  Hiç şüphesiz bu sürelerin ön görülmesi çocuğun nesebinin tespiti yani babasının tartışılmasının yani babasının kim olduğu hakkındaki şüphenin önüne geçilmesi içindir. Tabii olarak bu bir inanç meselesidir ve ne kadar uyulup olmadığının takibi ve tespiti mümkün olmadığı gibi; günümüzde hamileliği önleyici aparatların çokluğu galiba bu süreye uymak istemeyen kadın için haram da olsa, istediği gibi hareket etme kolaylığı sağlamış durumdadır.
[2] MARUF: Herkesçe benimsenen ve kabul edilen eylem ve davranış; yani örf ve adet demektir.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum