DR.HASAN YAĞAR

DR.HASAN YAĞAR


İki ayyaşın SAMSUN'daki ATATÜRK anıtına saldırısı

18 Şubat 2022 - 13:59

                               İKİ AYYAŞIN SAMSUN’DAKİ ATATÜRK ANITINA SALDIRISI
                                                                     VE BUNA DAİR MANİDAR BİR KARİKATÜR
         
                                  

Buraya aldığımız ve fevkalade düşündürücü olan bu karikatür, 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak bastığı yere konuşlandırılan bu Onur Anıtı’na iki ayyaş tarafından 03 Şubat 2022 günü yapılan alçakça saldırının hemen ertesinde gündem buldu. Avustryalı heykeltıraş Heinrich Kriphel tarafından 37.000 dolar karşılığında bronz olarak inşa edelin bu anıt, 15 Kasım 1931’de bir Alman gemisi ile Samsun’a getirilmiş ve 15 Ocak 1932 Cuma günü yerine konmuştur. Bakınız konuşlandırma Cuma günü olmuş. Hatta Ankara’da açılan ilk Meclis dahi Hacıbayram Veli Camiinde kılınan Cuma namazını müteakip, dua ve salavatı şeriflerle açılmıştı.  İşte tüm bunlara rağmen ve eskiden beri olduğu gibi, belli bir güruhun bu karikatürle yine mütedeyyin insanlarımıza manen saldırıda bulunulduğu gözlenmektedir. Binaenaleyh karikatür yakından ve anlam verilerek dikkatlice incelendiğinde görüleceği üzere atın teptiği kişinin ayağındaki takunyalar etrafa saçılmış durumda. Takunya denen bu ayak giysisi, şimdilerde var olan plastik terlik ve nalınlar çıkmadan önce cami ve cemaatle barışık insanlarımızın özellikle abdest alırken kullandıkları bir nesne idi. Yine eskiden, bu eşya bir de hamamlarda kullanılmaktaydı. Hamam işinde herkes tarafından kullanıldığı için değil ama cami abdesthanelerinde sıkça rastlanıldığı için bu karikatür taraftarlarında olduğu gibi belli bir güruh tarafından cami cemaatini temsil eden bir simge, bir obje olarak nitelendirilmiştir ve esefle söyleyelim ki hâlâ dahi nitelendirilmektedir. O kepazelik o gün öyleydi, görüldüğü üzere maalesef bugün de öyle olmaktadır.


Hâlbuki bu işi yapanların sarhoş ve uyuşturucu kullanan ve hatta haklarında bir çok suç dosyasının bulunduğu ve yek diğeri ile akraba olan iki ayyaş tarafından hesaplı kitaplı olarak ve büyük bir ihtimalle de ortalığı karıştırmak veya toplumu kışkırtmak, yani güncel beyanlarla revaç bulmuş olduğu üzere provokasyon amaçlı yapıldığı, yapılan tahkikatlarla açıklık kazanmış oldu. Kısacası adice olan bu eylemi yapanların mütedeyyin insanımızdan birileri değil, ancak kendilerinden birileri olduğu tespit edilmiş oldu. Zira bu malum güruh, içki içmeyen hiçbir vatandaşı Atatürk seveni kabul etmezler. Hele bir de kişi namaz kılıyorsa zaten Atatürk düşmanıdır.  Oysa bu iş asla öyle değildir. Mesela ben köleniz çocukluğumda ve dahi gençliğimin ilk yıllarında ara sıra namaz kılıyorken Rabbe şükürler olsun yaklaşık 40 yıldan beri de aksatmaksızın bu ibadeti yapan biri olarak aynı zamanda ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ üzerine mastır ve doktora yaptım. Şimdi bu beyefendi ve hanımefendilere soracak olursanız sadece “ALTIOKTA” yer alan Atatürk İlkeleri hakkında dahi lafı güzaftan başka dosdoğru bir lakırdı edemezler. Vallahi edemezler billahi edemezler. Zira bendeniz yükseköğrenimin bazı kademelerinde bu konuda ders ve konferans verme şerefine nail olduğumdan ötürü bu “zatı muhteremlerin” dağarcığına tanık olmuş bir Atatürk hayranıyım.
 
Mesela bir panelde Polis Akademisi konferans salonunda bir bildiri sunma şerefine nail olduğum esnada Atatürk için: “ O aynı zamanda bir Osmanlı Paşasıydı” dediğimde arka sıralarda tepki veren 20-25 yaşlarında birilerine muhataplığım söz konusu oldu. Meğer bir de “herifçioğlu” bir üniversitede asistan (araştırma görevlisi) imiş. “Haydi, buyurun cenaze namazına”. Sevgili dostlar işte mesele bu denli vahim.

Tabii olarak bunda geçmişteki bazı yanlış yaklaşımların büyük rolü var. Özellikle de “harf inkılabı” hakkında bilir bilmez dil uzatmalar ve dahi kılık kıyafette yapılan bazı yeniklerin mucidi olarak o muhterem kişilik, yani Atatürk; bilgi yetersizliğine sahip bazı kişilerin o meşum beyanları, Atatürk’ü bu ayyaş grubun kucağına itiverdi. Mesela genç bir avukatın harf inkılabı hakkında: “bu yüzden bir gecede millet cahil bırakılıverdi” sözüne hayretle karşılaşmıştım. Oysa Atatürk o avukat beyefendinin hasretliğini çektiği harflerle okumuş yazmış ve Kur’an okuyan bir muhterem kişilikti. Bakınız gerçekten eski harfler tabir edilen Arap Harfleriyle hele bir de hareke denen yani “esre”(ı,i), “üstün”(e,a) ve “ötre”(o,u,ü) denen seslendirme ve manalandırma objeleri olmasa kelimeleri layıkıyla okuyamazsınız. Mutlaka kelimeyi tanımanız lazım. Yoksa doğru telaffuz edemezsiniz. Bu harflerde sadece sessiz harf kalıbı egemendir. Bunun için daha az harfle çok kelime yazma şansınız olur. Nitekim özellikle üniversitelerde, bu harflerle okuma yazma bilenlerin daha çabuk not alma şansları vardır. Hatta hareke denen bu uygulama; Kur’an, Arapça bilmeyen beldelere ulaştıktan sonra ve yanlış okumaları önlemek için devrin bilginleri tarafından başvurulan bir tedbirdir. Nitekim gerek Atatürk ve gerek İsmet İnönü cephede kullandıkları bu harfleri, harf inkılabından sonra da not alırken kullandılar. Ama inkılaba zarar olmasın diye tabii olarak bunu gizlice yaptılar. Harf inkılabından önce benim köyüm olan Baskil Hacımehmetli köyünde anne tarafından olan dedem ve bir de halamın kocası olan kişiden başka doğru dürüst okuma yazma bilmeyenler hakkında ciddi bilgi sahibiyim. Zira Cumhuriyet benden sadece 20 yaş büyük. Bir de hicaz ziyaretimde tanık olduğum üzere her yerde hem Arap harfleri hem de Latin harfi denen harflerle karşılaşırsınız. Kaldık ki biz deki harf inkılabı birebir Latin harflerini içermez. Dilimiz ve hançeremize uygun olmayan harfler alınmadı. Bunun bizzat mimarı da bilindiği üzere merhum Mustafa Kemal Atatürk’tür. Hatta Birinci Dünya Harbi esnasında Enver Paşa tarafından bu konuda getirilen bir öneriye Mustafa Kemal’in : “ Bu adam galiba şaşkın biri. Harp zamanı harf işi olmaz” dediği tarihi bir tespittir. Demek ki bu işin bir öncesi de varmış. Harf inkılabının en belirgin esbabı mucibesi ise fennin Batıya kaymış olmasıdır. Nitekim Arap öğrenciler oralara öğrenime gitmeden önce Latin harfleriyle bir müddet talim yapmaktalar.

Atatürk’ün kılık kıyafet hakkındaki yeniliklerinin bir özetini “elaziginsesi” ve “malatyasürmanşet” sitelerinde yayıma konulan “ATATAÜRKÜN KILIK KIYAFET REGÜLASYONU” adlı makalemde takip etmek mümkündür. Bu itibarla işin bu kısmını bir de burada yazmak herhalde isabetli olmaz. Ancak şunu vurgulayarak söylemeliyim ki o makalede de görüleceği üzere Atatürk, Anadolu kadınının tırnaklarını boyamasını tasvip etmeyen milli bir ruha sahip olarak kendini göstermektedir.

Kısacası Atatürk, maalesef halkın çoğunluğu tarafından yakinen tanınmadığı için belli bir güruh Atatürk’ü sahiplenme edepsizliğine soyunmuş durumda. Yine bir makalemde yayınlanan “Atatürk ve Balıkesir Hutbesi” konulu makalem yüzünden bana edilmedik hakaretler kalmadı. Bir de o muhterem kişilik diyor ki: “ Herkes dinini öğrenmelidir.” Şayet bu söz Atatürk’e aittir diyecek olursanız, söz konusu bu Atatürk cühelası güruh karşısında bu sözünüzden dolayı pişman olmamanız kabil değil. Neymiş efendim Atatürk bazen rakı içiyordu biz de rakı içiyoruz o halde Atatürk bizdendir. Vay anasına demezler mi adama.  Doğrudur. O alenen içiyordu. Bunu gizli yapanları araştırmayı asla istemem. Bu konuda bir anekdot naklederek sözü bağlamalıyım. Merhum, Yunanı İzmir’de denize döktükten sonra Yunan kralının ikamet ettiği otele gider. Ve kendisine bir kadehle rakı getirmelerini ister. Rakı gelince birileri perdeleri kapatmaya yönelir. Nedeni de halk bu duruma tanık olmasın içindir. Sebebini öğrenen Mareşal Gazi Mustafa Kemal-zira o vakit daha Atatürk değildir-“Yahu sizler ne riyakâr adamlarsınız. Allah’ın bildiğini kuldan mı saklayacağım ”der ve derhal perdeleri açtırır ve devamla der ki: “Vatandaşım ben ne isem onu bilmeli”.  Bu ise Hud Suresinin 112. Ayeti delaletiyle Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin dillere destan olarak söylediği şu ifadesinin bir gereğedir: “Ya olduğun gibi veya göründüğün gibi ol”. Binaenaleyh Mustafa Kemal Atatürk’ün cennet mekân valideleri Zübeyde Hanımefendi aynı zamanda bir Mevlevi idi ve çocuklarını da bu ruhla hayata hazırladı. İşte sevgili dostlar Atatürk bu. Ama onu sahiplenen cahil cühela ve ayyaş güruhu ne yazık ki bize rağmen onu sahiplenmek kepazeliğine cüret ettiler ve maalesef hâlâ da bu cüret etme keyfiyetini göstermektedirler. Ne demiş atalar: “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.”
 
Sevgili dostlar, unutmayalım ki Allah’tan aşağı, İstiklal Harbinin mimari olan Atatürk olmasaydı müstevliler/istilacılar asla minarelerimizde ezan okutmazlardı. Bu, mutlaka böyle biline ve ona göre davranıla. İşte mesele bu sevgili Atatürk dostları. Atatürk’ü seven ve Atatürk hayranlarına selam olsun.  




 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum