Bu millet, 15 Temmuz 2016 gecesi, ihaneti çıplak gözle gördü, yaşadı. Aslında o ihanet yıllar önce başlamıştı. Sinsi ve yavaş… Devleti yönetenlerle kol kola… Sonra ihanet; büyüdü, dal budak saldı. Kozmik odaya girildiğinde, şerefli Türk subayları sabahın köründe evlerinden kelepçeyle alındığında, sahte CD’lerle, dijital uydurmalarla, gazete manşetleriyle Türk ordusu yıpratıldığında artık ihanet, devlete kafa tutacak kadar güçlenmişti.
FETÖ kumpaslarını, devleti yönetenler neden görmezden geldi? Şimdi soruyorum: FETÖ kumpaslarına kimler göz yumdu? Kimler FETÖ ile işbirliği yaptı? Türk Ordusu neden hedef alındı? Bu milletin “güven dağı” dediği, “peygamber ocağı” saydığı ordu, neden böylesine çirkin bir saldırıya uğradı? O ordu ki; Bir başka ülkenin lejyonerleriyle değil, Anadolu’nun öz evlatlarıyla doluydu. O orduyu çökertmek kimin işine yarardı?
“Darbe mekaniği” diyerek, her subayı potansiyel suçlu ilan etmeler, şeytanın aklına gelmeyecek kumpaslar, uydurulmuş CD’ler, fotokopi belgeleri, televizyon ekranlarından linç kampanyaları, özel yetkili mahkemeler, “gizli tanık” üretmeler…
Tarihimizin en kara örneklerinden biri: 1993 yılında 33 silahsız askerin ve 3 öğretmenin infaz emrini veren, eli kanlı terörist Şemdin Sakık’ın mahkemede “Deniz” kod adı ile gizli tanık yapılması idi. Kimi suçladı bu katil? Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u! Suçlama neydi? Silahlı terör örgütü kurmak… Bu milletin ordusunu yöneten komutana, “terörist” yaftası yapıştırıldı. Sonra; FETÖ’nün savcıları, hâkimleri Başbuğ’a müebbet verdiler. Şimdi sormak hakkımız değil mi? FETÖ’nün arkasında kim vardı? On binlerce okul, şirket, banka, yayın… Dünyanın dört bir yanına yayılmış bir örgütün arkasında kim vardı? Bu yapı nasıl büyüdü? Kim bu örgüte bu kadar alan kim açtı? Kim göz yumdu, kimler bu örgütün hamiliğine soyundu, kimler bu örgütün sırtını sıvazladı?
Bu cemaatin ajandasında ne vardı? Devletin kılcal damarlarına sızmak… Yargıya, orduya, emniyete, maliyeye yerleşmek… Ve sonra düğmeye basıp devleti ele geçirmek… Peki, bu plan kimin planıydı? ABD’nin planı veya projesi! Kimi kullanarak yaptırıyordu? FETÖ’yü! Bu plan çevresinde bu örgüt, yalnız bürokrasiye mi sızdı? Hayır! Siyasete de sızdı. Karar mekanizmalarını ele geçirdi. Vergi dosyalarını, ihale süreçlerini kontrol etti. Hatta Milli İstihbarat Teşkilatı’na bile sızmaya çalıştı. Peki, o sırada iktidar ne yaptı? Muhalefet ne yaptı? Kimileri bu yapıyla kol kola yürüdü. Kimiler “ne isterlerse verdi.” Kimiler bu “paralel yapıyı” görmezden geldi. Kimleri bu sistematik yıkım projesi ile işbirliği kurdu ve bu işbirliği, Türkiye’yi 15 Temmuz gecesine taşıdı.
ABD’nin bu planı ile 2009 yılında devletin hafızası olan “Kozmik Odaya” STK’na girildi ve bu milletin mahremi ayaklar altına alındı. “Soruşturma yapıyoruz” kılıfıyla milli sırlar başka mahfillere servis edildi. Evet, bu devlete kalemle yapılan bir darbeydi. Bu, cübbe giyenlerin darbesiydi. Ve adına “hukuk” denilen bir ihanetti.
15 Temmuz gecesi darbe bastırıldı; ama asıl yüzleşme hâlâ yapılmadı. Kumpas kuranlar, kurulan kumpaslara göz yuman hatta teşvik edenlere ne oldu? FETÖ’nün siyasi ayağı neden hâlâ karanlıkta? 2010 Anayasa referandumunda “Yetmez ama evet” diyenler şimdi nerede? Kim hesap verdi? Bu terör örgütüne büyükleri inandıkları için inanalar dışında kim yargılandı? Kim hapsedildi? Kim kamu haklarından yoksun bırakıldı? Anlayacağınız, katırlar tepindi, olan karıncalara oldu; ezildi zavallılar.
ABD’nin Kumpasları Bitti Mi?
ABD’nin “A” planı, yani FETÖ ile ne yapılmak istenmişti? Peki, ABD’nin “B” planı yok muydu? Bu “B” planı uygulanmadı mı?
Biz sustuğumuz için, FETÖ serpilmişti. Biz görmezden geldiğimiz için FETÖ devlet içinde devlet olmuştu. Peki, FETÖ bitti mi yoksa kılık mı değiştirdi? Unutmayalım ki ihanet de çağ atlıyor. Artık ihanet; tankla, topla değil, televizyonla, reklamla, kumpasla, üretilen dijital materyalle ve gizli tanık ifadeleriyle yapılıyor. Amerika, İngiltere ve İsrail bu konularda oldukça mahirler tabii uşakları da…
Bir kez daha soruyorum: FETÖ kumpasları “neden” görmezden gelindi? Bu ihanetin hesabı ne zaman tam anlamıyla sorulacak? Ne zaman gerçek bir yüzleşme yaşanacak? Bu yüzleşme yapılmadığı sürece bu milletin, ihanetlerden kurtulması mümkün mü?












