Bazı insanlar vardır; halk arasında “şeytana pabucunu ters giydirir” denir ya, ben de bunlara şeytanlaşmış insan diyorum. Şeytan, adıyla müsemma; kötülük yapmak üzere yaratılmıştır; yapacağı kötülüğü gizleme ihtiyacı duymaz. Oysa şeytanlaşmış insan, bambaşkadır. Bu tipleri şeytan dürtmez. Dürttüklük genlerinde vardır. Kendileri suç işler, bir büyük ustalıkla da suçunu başkasının cebine koyar; günahının karasını başkasının alnına sürmeye çalışır. Günah ve vebalini başkasına yamamak için her durum ve koşulda ağzından dökülen kelimelerin çoğu; iyilik, doğruluk ve temizlik üzerinedir.
Kurnazlıkta mahir bu tipler; hokkabazlıkta usta, cambazlıkta her ipin üstünde yürüyebilecek kadar hilebazdırlar. Hukuku eğip bükmekte öylesine ustalaşmışlardır ki adaleti dahi kinlerinin zehrini boşaltmak için kullanırlar. Kötülükleri öyle sıradan ve anlık değildir. Planlıdır, bilinçlidir, örgütlüdür. Arkalarına aldıkları çıkar gruplarıyla kurdukları düzende tek amaçları, iktidarlarını sürdürmek yanı sıra o iktidarın sağladığı imkânları kullanarak çirkinliklerini, arsızlıklarını ve çirkefliklerini devam ettirmektir. Bu sapkın zihniyet mensupları, devlet imkânlarını ve gücünü kullanmakta öylesine maharetlidirler ki “kamu” kelimesi onların sözlüğünde: “Rab bana, hep banadır.”
Hırsızlık mı? Suç olduğunu bilirler; ama en âlâsını yaparlar. Yalan mı? Günah olduğunu bilirler; ama en katmerlisini söylerler. Kamu malı, yetim hakkı mı? Cehennem ateşi derler; ama yemeden duramazlar.
Suç işlemeyi alışkanlık hâline getirmek, günah zincirini boynunda kolye gibi taşımak bunlar için övünçtür. Şeytanlaşmış insanlara yaptıklarının suç, işlediklerinin günah, yediklerinin haram olduğunu hatırlatmak beyhudedir. Hırsın yoğurduğu, fitnenin şekillendirdiği, tamahın hadsizleştirdiği bu insanlarda had, hudut, ölçü aranmaz. Düşündükleri yegâne şey saltanatlarını devam ettirmektir. Bundan dolayı kendi ayıplarını, günah ve suçlarını örtmek için şeytanın dahi aklına gelmeyen sinsiliklerle kendilerini sütten çıkmış ak kaşık gibi göstermeye çalışırlar. Bu tür şeytanlaşmış insanın en etkili silahı iftiradır. Çamur atmak en büyük marifettir bunlar için. Kendi işledikleri cürümlerle düşman bellediklerini vurabiliyorlarsa, bundan daha büyük bir haz yoktur onlar için. Kendi günahlarını başkasının heybesine koymak, kendi karanlıklarını başkalarının üzerine projektör tutarak göstermeye çalışmak olmadı yaptıkları kötülükleri kadere bağlayarak Allah’ı suçlamak vazgeçilmez sapkınlıklarıdır.
Şeytanlaşmış insanlar, rakiplerini nereden vurulacaklarını çok iyi bilirler. O nedenle saldırıyı en iyi bildikleri yerden başlatırlar. Hırsızlıktan vurulacaklarsa, avazları çıktığı kadar “Hırsız var!” diye bağırırlar. Hukuksuzluktan sorgulanacaklarsa, kürsüleri yumruklayıp “adalet” nutukları atarlar. Dini istismar etmekle suçlanacaklarsa, düşman gördüklerini dinsizlikle itham ederler. Bilirler ki Allah’la aldatmanın bu topraklarda hâlâ alıcısı vardır. Bir ayetle ayıplarını örter, bir duayla pisliklerini rafa kaldırırlar. Dillerine pelesenk ettikleri “beka” söylemiyle biat edenlerin akıllarını askıya alırlar. “Düşmanlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın” ayetini çarpıtır; kendi vehimleriyle yarattıkları hayali düşmanlara kendi yaptıkları veya sebep oldukları hırsızlığı, ahlaksızlığı, arsızlığı, hukuksuzluğu yüklemeye kalkarlar.
Hele de karşılarında sormayan, sorgulamayan; aklını Allah’ın en büyük nimeti olarak değil, vazgeçilebilecek bir nesne olarak gören bir kitle varsa, esip savurmalarının önüne geçilmez. O nedenle; “Beni nereden vururlar?”, “hangi günahımı dillendirirler?”, “hangi suçumu ifşa ederler?” korkusuyla yaşayan bu şeytanlaşmış insan müsveddelerinin yapamayacakları kötülük yoktur. Vatan, devlet, millet, bayrak, bağımsızlık gibi kutsal kavramlar bu zihniyet için bir amaç değil; araçtır. Çıkarları ve çıkınları uğruna bu kavramları hoyratça kullanmaktan ne hicap duyar ne de utanırlar.
Ancak "Gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır." Dosyalar rafa kaldırılabilir, hatta yok edilebilir; fakat hesaplar asla kapanmaz. Her yalan bir süre yürür; ama adalet, bir gün mutlaka o yalanın boynuna urganı geçirir. İşte o gün geldiğinde, Allah’ın adını kirli emelleri için kullananlar, kendi çirkeflerinde boğulmaya mahkûm olurlar. Millet, kendisini aldatanları affetmez; “Allah da kendi adıyla zulmedenleri asla bağışlamaz” ki bu Zümer Suresi 53.ayetiyle sabittir.












