Elazığ siyasetinde son günlerde yaşanan gelişmeler, yerel siyasetin ne kadar kırılgan ve dinamik olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Geçtiğimiz hafta AK Parti, MHP ve CHP milletvekillerinin eski SSK Hastanesi arazisinde bir araya gelerek 150 yataklı ikinci basamak hastane için ortak irade beyanında bulunması, kent adına umut verici bir tablo çizmişti.
Bu birliktelik, siyasi farklılıkları bir kenara bırakarak şehrin ortak sorunlarına odaklanmanın mümkün olduğunu göstermiş, kamuoyunda takdir toplamıştı.
Ancak bu olumlu hava, CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol’un kısa süre sonra yaptığı açıklamalarla yerini gerilime bıraktı.
Siyaset gündemine adeta bomba gibi düştü.
…
Erol’un, geçmişte bakanlık yapmış güçlü siyasetçileri emsal göstererek bugün Elazığ’ı temsil eden iktidar milletvekillerini “genel merkezde esamesi okunmayan, irade ortaya koyamayan, koltuk ve unvan peşinde koşan” bir anlayışla suçlaması doğal olarak sert tepkileri de beraberinde getirdi
Ancak kamuoyunu asıl şaşırtan nokta, bu açıklamanın zamanlaması oldu.
Zira Erol, sadece üç gün önce eski SSK Hastanesi arazisiyle ilgili olarak AK Parti, MHP ve CHP milletvekillerinin birlikte hareket ettiğini, Türkiye’ye örnek bir siyaset sergilendiğini ifade etmişti.
Kısa süre içinde bu uzlaşmacı dilin yerini sert ve ayrıştırıcı bir üsluba bırakması, “Durup dururken bu çıkış neden?” sorusunu da beraberinde getirdi.
Açıklamaların ardından AK Parti İl Başkanı ve milletvekillerinden peş peşe sert yanıtlar geldi.
Ancak...Belediye Başkanı’nın sessizliği ise dikkatlerden kaçmadı.
Ben mi göremedim bilmiyorum...
Bu tablo, Elazığ’da son dönemde oluşan görece yumuşak siyasi iklimin yeniden gergin bir sürece evrilebileceğinin işareti gibi duruyor.
Aslında Gürsel Erol’u yakından tanıyanlar için bu tarz çıkışlar çok da yabancı değil.
…
Zaman zaman vakitsiz ve sert açıklamalarla gündem oluşturmayı tercih eden Erol’un, bu yöntemi kamuoyunu konsolide etmek için kullandığı biliniyor. “Mayıs ayına kadar bekleyeceğim, sonra tek başıma sorunları çözmeye başlayacağım” sözleri de bu yaklaşımın bir yansıması.
Ne var ki Erol, iktidarı eleştirirken muhalefet olarak kendi sorumluluklarını ve eksikliklerini görmezden gelmeye devam ediyor.
İki dönemdir Elazığ kendisine açık bir görev verdi: Denetle, takip et, konuş.
Konuşma kısmında oldukça aktif olan Erol’un, denetleme ve takip noktasında aynı etkiyi gösterdiğini söylemek ise zor.
Bunun temel nedenlerinden biri, iktidarla köprüleri tamamen atmama isteği olabilir. Zira sadece konuşarak kamuoyunu yönlendirmek, denetim mekanizmalarını işletmekten daha kolay bir yol.
…
Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. İktidar milletvekillerini yetersizlikle suçlayan Erol’un, kendi partisindeki konumunun da eskisi kadar güçlü olmadığı bir gerçek.
CHP içindeki etkisinin zamanla azalması, onu daha sert ve ses getiren çıkışlara yöneltiyor olabilir. Bu açıdan bakıldığında, son açıklamasını “sürpriz” değil, “beklenen” olarak değerlendirmek yanlış olmaz.
Öte yandan AK Parti milletvekillerinin tepkilerinde haksız olduklarını söylemek de mümkün değil.
Bu dönem Elazığ’da yıllardır konuşulan pek çok sorunun çözümü için somut adımlar atıldı.
Kimi projeler henüz proje aşamasında olsa da, hayata geçmelerinin önü açıldı.
Böyle bir tabloda, muhalefet milletvekilinin denetleme alanı daraldıkça, söylemin sertleşmesi de kaçınılmaz hale geliyor.
…
Ancak muhalefet siyaseti yalnızca konuşmak üzerine kurulamaz.
Eksikleri dile getirmenin yanı sıra, denetlemek, takip etmek ve gerektiğinde kamuoyunu doğru bilgilerle aydınlatmak da bu görevin ayrılmaz parçalarıdır.
Aksi halde sadece yüksek sesle yapılan siyaset, zamanla inandırıcılığını kaybeder. Bunun bedelini de eninde sonunda o söylemi üreten siyasetçi öder.
Elazığ’ın ihtiyacı olan şey; kişisel pozisyon hesapları değil, samimi, tutarlı ve sürdürülebilir bir siyaset anlayışıdır.
Elazığ’ın ihtiyacı, polemik değil ortak akıldır.
Gerginlikten beslenen değil, sonuç üreten bir siyaset herkesin kazancı olacaktır












