Küçük sessiz kasabanın birinde insanların birbirine “emanet” gözüyle baktığı eski zamanlardan kalma bir düzeni vardı.
Kasabanın merkezinde yükselen taş caminin minaresi ise herkes için güvenin sembolüydü.
Bir gün kasabaya yeni bir vakıf başkanı atandı: Atanan başkan. İlk geldiğinde ağzından hep aynı söz dökülürdü:
— “Din, insanı birleştirir. Biz hizmet için buradayız.”
İnsanlar onu sevdi. Çünkü sakalı düzgündü, sesi yumuşaktı, ayetleri ezbere biliyordu. Her konuşmasında sabırdan, sadakadan ve itaattan bahsediyordu.
Fakat zaman geçtikçe kasabada tuhaf şeyler olmaya başladı.
Vakıf için toplanan yardımlarla önce yeni makam arabası alındı. Sonra başkanlık odası yenilendi.
“Misafir ağırlamak için gerekli” denildi. Fakir öğrenciler için ayrılan bütçe ise sürekli erteleniyordu.
…
Kasabın oğlu bir gün dayanamayıp sordu:
— “Efendi Hazretleri, geçen kış üşüyen çocuklar için söz vermiştiniz. Kömür yardımı neden hâlâ ulaşmadı?”
Vakıf Başkanı'nın yüzü bir an sertleşti ama hemen toparlandı.
— “Evladım,” dedi, “büyüklerin işine akıl ermez. Sabretmek de imandandır.”
Bu söz kasabada sık duyulur oldu.
Ne zaman biri hesap sorsa, karşısına “itaat”, “fitneden kaçınmak”, “büyüklere saygı” gibi cümleler çıkıyordu.
…
Bir süre sonra insanlar şunu fark etti: Din artık vicdanı güçlendirmek için değil, soruları susturmak için kullanılıyordu.
Caminin yaşlı imamı ise sessizce olanları izliyordu. Bir cuma hutbesinde minbere çıktı ve alışılmışın dışında konuştu:
— “Kardeşlerim,” dedi, “emanet kutsaldır.
Dini kullanarak çıkar sağlayan kişi yalnız insanı değil, inancı da yaralar. Çünkü aç bir çocuğun hakkını yiyip sonra sabır vaazı vermek, karanlığı kandille örtmeye benzer.”
Camide derin bir sessizlik oldu.
Vakıf Başkanı ön safta oturuyordu. İlk kez başını yere eğdi.
Yaşlı Hoca devam etti:
— “Gerçek din; makamı büyütmek değil, yetimi korumaktır. İnsanları susturmak değil, adaleti ayakta tutmaktır.”
O günden sonra kasabada insanlar daha çok soru sormaya başladı. Yardımların hesabı istendi. Vakfın defterleri açıldı.
Ve yıllardır “hizmet” adı altında biriken çıkar düzeni ortaya çıktı.
Vakıf Başkanı kasabadan ayrılırken arkasında büyük binalar değil, kırılmış bir güven bıraktı.
Yaşlı Hoca'nın son sözü ise uzun yıllar unutulmadı:
— “Bir insanın dine verdiği en büyük zarar, onu kendi hırsına perde yapmasıdır.”
…
Şimdi gelelim bu devirdeki halimize.
Soruyorum sizlere.
O küçük kasabada yaşananları biz yaşamaktamıyız?
Yaşanmıyor derseniz bir problem yok.
“Büyüklerin işine akıl ermez. Sabretmek de imandandır.”deyip devam edelim.
Yok eğer ahvalimiz böyledir derseniz.
Dini kullanarak çıkar sağlayan kişi yalnız insanı değil, inancı da yaralar. Çünkü aç bir çocuğun hakkını yiyip sonra sabır vaazı vermek, karanlığı kandille örtmeye benzer.”
diyen yaşlı hoca gibi irade ortaya koyarak duruşumuzu göstermeliyiz.
Karar sizin.













