Elazığ İl Özel İdaresi'nde yaşanan "personel ikramiyesi üzerinden yurt dışına yardım" olayı, kurumun yönetim anlayışındaki çatlakları ve idari teamüllerin nasıl kolayca aşılabildiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Bu girişim, sadece bir bağış meselesi olmanın ötesinde, kamu kurumlarında şeffaflık, hesap verebilirlik ve yetki kullanımının sınırları konusunda ciddi soru işaretleri doğurdu.
…
Her şey, 27 personele başarı ikramiyesi dağıtılmasıyla başladı.
Normalde bu ikramiyeler, personelin kendi ihtiyaçları doğrultusunda kullandığı bireysel bir hak.
Ancak bu kez süreç farklı işledi: Genel Sekreter, personele ikramiyelerini yurt dışına yardım olarak göndermelerini "istedi".
Bu istek, neden meclis kararıyla doğrudan kurumsal bir yardım yapılmadığı sorusunu akla getirdi.
Zira 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu, kurumun sosyal yardım, hayır işleri ve yurt dışı faaliyetler için meclis mekanizmasını kullanma imkânı tanıyor.
Geçmişte benzer yardımlar bu yolla yapılmışken, neden bu sefer personel üzerinden, bireysel ikramiyeler üzerinden bir yol tercih edildi? Bu soru, İl Genel Meclisi üyelerinin en temel merakıydı.
Meclis üyeleri oldukça net sorular sordu:
Bu 27 kişi kimler? Nasıl belirlendi?
Gerçekten özgür iradeleriyle mi bağış yaptılar, yoksa bir baskı veya yönlendirme mi söz konusu?
Kurumsal yardım imkânı varken neden bu dolaylı yol seçildi?
…
Bu soruların cevabını bekleyen meclis üyelerine, Genel Sekreter'in meclise gelip bilgi vermekten kaçınması ise olayın en çarpıcı kısmı oldu.
Kurum tarihinde ilk kez böyle bir uygulama yapılmışken, karar alıcının şeffaf bir açıklama yapmaktan imtina etmesi, idari cesaretsizliğin ve acziyetin somut bir göstergesi haline geldi.
Daha önce benzer tartışmalı kararlarda yetkililerin meclise gelip kapalı oturumlarda bile olsa bilgi verdiğine şahit olanlar için bu durum tam bir hayal kırıklığıydı.
…
Tartışmanın zirvesinde ise AK Parti Grup Başkanı ve Meclis Üyesi Asım Nazırlı'nın yaptığı açıklama yer aldı.
Nazırlı, 27 personelin yaptığı hayırdan dolayı teşekkür etti ve konuyu olumlayan bir tavır sergiledi.
Ancak bu açıklama, ironik bir şekilde Genel Sekreter'in içine düştüğü çaresizliği daha da görünür kıldı.
Çünkü meclis üyelerinin itirazı, hayrın kendisine değil; yönteme ve usule yönelikti.
"Hayır güzel ama neden personel ikramiyesi üzerinden? Neden meclis kararı yok?" soruları cevapsız kalınca, Nazırlı'nın savunması da havada asılı kaldı.
…
Bu olay, Elazığ İl Özel İdaresi'nde yönetim kültürünün ne kadar zayıfladığını gösteriyor.
Teamüllerin altüst edilmesi, inisiyatif kullananların sonra geri adım atması, hesap verme korkusu...
Bunlar, kurumun geleceği için alarm zilleridir.
Eğer bir hayır işi yapılacaksa, bunu açık, şeffaf ve yasal zeminde yapmak varken; personeli aracı kılmak hem etik hem de hukuki açıdan risklidir.
Personelin özgür iradesi zedelendiği izlenimi yaratmak, kurum içi güveni sarsar.
Önümüzdeki dönemde benzer "acemilikler" ve savunmaların artacağını öngörmek zor değil.
Çünkü bu olay, sadece bir usulsüzlük tartışması değil; aynı zamanda idarenin korkuyla yönetilmeye başladığının da kanıtı.
Elazığ kamuoyu, bundan sonra daha dikkatli izleyecek: Kurumlar, hayır işlerini mi yapıyor, yoksa yetkiyi mi suiistimal ediyor? Şeffaflık yoksa, güven de olmaz.
Bu olay, bunu bir kez daha acı bir şekilde hatırlattı.












