Bir zamanlar küçük bir kasabada, aynalara aşırı düşkünlüğüyle tanınan kibirli bir genç yaşardı.
Gününün büyük kısmını kendini izleyerek geçirir, başkalarının fikirlerini ya da duygularını pek umursamazdı. Ona göre dünyadaki en önemli kişi kendisiydi.
Bir gün kasabaya yaşlı bir gezgin geldi. İnsanların karakterini anlamakta usta olduğu söylenirdi.
Genç, her zamanki özgüveniyle gezginin karşısına çıktı ve sordu:
“Bu kasabada en değerli kişi kim, biliyor musun?”
Gezgin gülümsedi ve şöyle cevap verdi:
“Bunu görmek istiyorsan, yarın gün doğumunda tepenin ardındaki göle git.”
Ertesi sabah genç, heyecanla göle gitti. Suya baktığında yine kendi yansımasını gördü ve gülümsedi.
“İşte bu,” dedi, “en değerli kişi benim.”
Tam o sırada rüzgâr çıktı ve gölün yüzeyi dalgalandı. Yansıması bozuldu, şekli kayboldu. Ne kadar uğraşsa da kendini net göremedi. Sinirlenip suya taş attı; fakat su daha da karıştı.
O sırada arkasından gezginin sesi duyuldu:
“Gördüğün şey, sadece su sakin olduğunda ortaya çıkıyor.
Sen de öylesin. Kendini bu kadar büyüttüğünde, aslında kim olduğunu kaybediyorsun.”
Kibirli genç bu kez sustu. O an fark etti ki kendini sevmek kötü değildi; ancak başkalarını görmezden gelmek, insanı yalnızlaştırıyordu.
O günden sonra aynaya daha az, insanlara daha çok bakmaya başladı.
...
Hayatın içinde de nice böyle insanlar gördük.
Elazığ da, Türkiye’nin başka şehirleri de makamın verdiği gücü kendi değeri sanan insanlara defalarca tanıklık etti.
Bulundukları koltuklarla kendilerini dev aynasında görenler oldu.
Servetlerine servet kattılar, etraflarında sürekli dolaşan insanlar eksik olmadı.
Ancak insan bazen şunu sormadan edemiyor: Dün etrafında pervane olanlar, bugün onlar hakkında neler konuşuyor?
Çünkü makam geçici, güç geçici, servet ise çoğu zaman daha da geçici.
Geriye kalan ise insanın karakteri, vicdanı ve ardında bıraktığı izdir.
Bugün birçok kişinin itibarı, insanlığı ve davranışları hâlâ sorgulanıyorsa, bunun nedeni sahip oldukları güç değil; o gücü nasıl kullandıklarıdır.
Unutulmamalıdır ki insanı büyüten makam değil, tevazudur.
Aynaya bakarken kendini görmek kolaydır; zor olan, başkalarının gözünde nasıl biri olduğunu fark edebilmektir.
Bizden hatırlatması.













