Elazığ yıllardır aynı sorunun içinde debeleniyor:
Bu şehir şanslı mı, şanssız mı?
Aslında cevap çok açık.
Bir şehir, hakkını savunacak iradeden yoksunsa; sesi çıkmayan siyasetçilerin, “aman bana dokunmasın” anlayışıyla hareket eden yöneticilerin ve tribünden izleyen STK’ların eline bırakılmışsa, o şehir ne şanslıdır ne de sahiplidir.
Bugün Elazığ’ın en büyük problemi de budur:
Sahipsizlik…
…
Ama daha acısı ne biliyor musunuz?
Bu sahipsizliğe alışılmış olması…
Bizi idare edenler, toplumu çok iyi okumuşlar
Şehir yıllardır sorun yaşar, tepki verir, birkaç gün konuşur, sonra herkes susar.
Çünkü kimse gerçek anlamda hesap sormuyor.
Çünkü kamuoyu baskısı oluşmuyor.
Çünkü bu şehirde birçok kişi güçlüye karşı değil, güçlüden yana pozisyon almayı tercih ediyor.
Diye düşünüyorlar.
…
Atanan yöneticilere bakıyorsunuz…
Rüzgâr hangi yönden eserse oraya dönüyorlar.
Şehir adına risk almak, tavır koymak, mücadele etmek yerine; makamlarını korumanın hesabını yapıyorlar.
İşler yolundayken fotoğraf vermeyi iyi biliyorlar.
Ama sorun çıktığında ortalıkta kimseyi bulamıyorsunuz.
Sadece bürokratlar mı?
Hayır…
STK’ların büyük kısmı da aynı.
…
Şehrin geleceğini ilgilendiren meselelerde sesleri çıkmazken, protokol masalarında boy göstermeyi ihmal etmiyorlar.
Siyasiler deseniz…
Toplumun duygusal organizasyonlarında en ön sıradalar.
Mikrofon varsa oradalar.
Kamera varsa oradalar.
Ama iş Elazığ’ın hakkını savunmaya gelince ortadan kayboluyorlar.
…
Oysa siyasilerin görevi sadece seçim zamanı vatandaşın elini sıkmak değildir.
Bir siyasetçi;
Şehrinin hakkını savunur, yapılan yanlışlara karşı çıkar, yatırımları takip eder, merkezi yönetim karşısında ilin sesi olur.
Bizimkiler ne yapıyor?
Ciddi meselelerde susuyorlar…
Bunun bir örneğini Gezin konusunda görüyoruz.
…
Maden ilçesine bağlı Gezin bölgesinde yürütülen maden depolama ve aktarma çalışmaları aylardır tartışılıyor.
Bölge halkı, çevreciler ve bazı STK’lar ciddi uyarılarda bulunuyor.
Kimyasal risklerden söz ediliyor.
Toz bulutlarından söz ediliyor.
Bermaz Ovası’nın zarar göreceği söyleniyor.
Hazarbaba Dağı çevresindeki organik üretimin tehdit altında olduğu ifade ediliyor.
Bu itirazların nedeni bu gün dikkate alınmayan uyarıların gelecekte bölge için ciddi risklerin oluşturacağı ifade ediliyor.
…
Peki, bu açıklamaları dinleyen var mı?
Dile getirenleri dikkate alıp, ne diyorsunuz hele gelin bir konuşalım çağrısını yapan var mı?
Yok…
Aylardır insanlar mücadele veriyor.
Konuşuyor ama Elazığ adına söz söylemesi gerekenlerin büyük kısmı derin bir sessizliğe gömülmüş durumda.
Neden?
Bu sorunun cevabını kamuoyu çok iyi biliyor aslında.
Çünkü birçok kişi koltuğunu kaybetmekten korkuyor.
Çünkü bazıları şehrin çıkarını değil, siyasi dengeleri düşünüyor.
Çünkü Elazığ’ın hakkını savunmak yerine susmanın daha “güvenli” olduğuna inanıyorlar.
…
İşin en acı verici tarafı ise şu:
Elazığ’ın hakkını artık Elazığlı olmayan siyasetçiler savunuyor.
CHP’de bakın Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal çıkıp tepki gösteriyor.
Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Doğan Bekin konuyu gündeme taşıyor.
Elazığ’ı temsil eden siyasilerin vermesi ve müdahale etmesi gereken adımı
Van ve İzmir DEM partisi milletvekilleri Sinan Çiftyürek ile İbrahim Akın TBMM’sinde bakanlıklara soru önergeleri veriyor.
Sorguluyor.
Peki Elazığ’ı temsil eden çevreci görünenler nerede?
Ortada yoklar…
…
Neden bunlar yaşansın.
Çıkıp arkadaşlar söylediklerinizde yanılıyorsunuz.
Konuşulanlar, endişeleriniz yersiz kamuoyuna yapılan çalışmalar çevreye zarar vermeyecek demeleri beklenirken, onu bile diyemiyorlar.
Tartışamıyorlar bile.
Çünkü endişeleniyorlar.
Risk, sorumluluk almaktan çekiniyorlar.
…
Şehri böyle mi temsil edeceksiniz.
Kimse çıkıp bu şehrin sahipsiz olmadığını anlatmasın.
Şehrin ciddi meselelerinde halimiz ortada.
Çünkü bir şehirde herkes susuyorsa,
Tehlikeler görmezden geliniyorsa,
Siyasetçiler makam konforunu halkın geleceğinin önüne koyuyorsa,
STK’lar korkudan veya çıkar hesabından sessiz kalıyorsa…
Orada sahipsizlik vardır.
Hem de en ağırından…













