Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO); barışın, güvenliğin, sürdürülebilir kalkınmanın ve ortak değerlere dayalı toplumlararası diyaloğun inşası için eğitimden kültüre uzanan geniş bir alanda uluslararası iş birliğini teşvik eden en önemli kurumlardan biridir.
UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne giren şehirler ve alanlar, yalnızca tarihsel bir tescil kazanmaz; aynı zamanda ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda büyük bir ivme yakalar. Tanınırlık artar, turizm canlanır, şehirlerin kaderi değişir.
…
Türkiye bu konuda şanslı ülkelerden biridir. İstanbul’un 1985’te Dünya Mirası Listesi’ne girmesiyle başlayan süreç; Divriği Ulu Camii, Hattuşa, Nemrut Dağı, Safranbolu, Troya, Selimiye Camii, Çatalhöyük, Bergama, Bursa-Cumalıkızık, Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri, Efes, Ani, Afrodisias, Göbeklitepe ve Arslantepe gibi eşsiz değerlerle devam etmiştir. Bu şehirlerin her biri, UNESCO sayesinde yalnızca geçmişini değil geleceğini de güvence altına almıştır.
…
Peki Elazığ neden bu listenin dışında kalsın?
Harput gibi binlerce yıllık bir tarih, köklü bir kültür, zengin bir gastronomi ve dünyada eşi benzeri olmayan bir musiki geleneği varken…
Bu soru yıllar önce soruldu ve Elazığ Kültür ve Tanıtma Vakfı Başkanı Mehmet Çağlar’ın öncülüğünde önemli bir süreç başlatıldı. Paris’te yapılan temaslar, dönemin Valisi Murat Zorluoğlu ve Belediye Başkanı Mücahit Yanılmaz’ın desteğiyle resmî bir boyut kazandı.
Hedef netti: Harput’un UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne güçlü bir aday olarak sunulması. 2017 yılında yapılacak UNESCO toplantılarında Harput’un dosyasının gündeme alınması planlandı.
Çünkü bu adım, Harput’un uluslararası bilinirliğini artıracak, turizmini canlandıracak ve Elazığ’ın kaderini değiştirecek bir eşikti.
…
Ancak UNESCO süreci, yalnızca niyet beyanıyla ya da birkaç sembolik yatırımla ilerlemez. Başvurunun ardından Elazığ’a açık ve net bir “ev ödevi” verildi. Bunların başında Alan Başkanlığı’nın kurulması geliyordu. Sunulan yol haritasında, belirlenen süre içinde yapılması gerekenler belliydi.
Ne oldu?
2017 başvurusundan sonra iki yıl geçti, yerel seçimler yapıldı, yeni bir belediye başkanı göreve geldi. “Harput” söylem olarak hiç olmadığı kadar gündemdeydi. “Harput’la yatıp Harput’la kalkıyoruz” denildi.
Yedi yıl geçti. Harput’a proje kapsamında yeterli yatırımlar yapıldı mı?
Evet.
Ama asıl soru şu:
Bu yatırımlar UNESCO hedefiyle örtüşüyor muydu?
Bir örnek vermek gerekirse, UNESCO kültürel miras projesi içerisinde yer alan Harput Buzluk Mağaralarının yeniden yapılandırılması konusunda bu güne kadar ne yapıldı?
Fırat Üniversitesi ile yapılan AR-GE projesi neden yedi yıldır neden hayata geçirilmedi?
Tokat ilinde buzluk mağarası ile özdeleşen Ballıca mağarası yerli ve yabancı turistleri ağırlarken neden biz bu değerimizi görmemezlikten geliyoruz.
UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girecek bir alan için olmazsa olmazlardan biri olan yedi yılda zor kurulan Alan Başkanlığı neden hâlâ aktif halde çalıştırılmıyor?
Yoksa; Harput üzerinde rant hesaplarımı yapılmakta mıdır?
Altı yıl boyunca bu yükümlülükten kaçınan bir anlayış, Harput’un UNESCO sürecine katılmasını isteğinde gerçekten samimi olabilir mi?
…
AK Parti Milletvekili Sayın Nazırlı’nın özellikle gastronomi alanında başlattığı çalışmalar kıymetlidir. Turizmin önemli bir ayağı olan gastronomide belli bir mesafe de alınmıştır.
Ancak UNESCO cephesinde somut bir ilerleme var mı? Maalesef yok.
Kurumlar üzerine düşeni yapmıyorsa, “Nereden çıktı bu UNESCO işi?” diyerek süreç baltalanıyorsa, buna sessiz kalmak Harput’a yapılabilecek en büyük kötülüktür.
….
Benim derdim bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek.
Harput’a yapılan her işi, Elazığ’ı UNESCO hedefine yaklaştırıp yaklaştırmadığı üzerinden değerlendiririm.
O hedefe hizmet etmeyen her adım, benim için teferruattır.
Açıkça söylemek gerekir ki, sürecin birileri tarafından bilinçli ya da bilinçsiz şekilde sekteye uğratıldığını düşünüyorum.
Buradan açık bir uyarı yapıyorum: Harput’u nutuklarla, göstermelik yatırımlarla UNESCO’ya kabul ettiremezsiniz.
Bu iş, sorumluluk almakla, verilen ödevleri yerine getirmekle olur.
Aksi hâlde yapılan şeyin adı hizmet değil, ihanet olur.
Ve bilinmelidir ki Harput’a yapılan ihanetin hesabını günü geldiğinde tarih sorar.













