Son günlerde CHP Milletvekili Gürsel Erol’un sahaya sürdüğü “başarı hikâyesi” dikkat çekiyor.
Parti içinde ciddi şekilde imaj kaybettiği konuşulurken, özellikle Elazığ’daki siyasi zeminini koruyabilmek adına yoğun bir algı çalışması yürüttüğü iddiaları artık fısıltı değil, yüksek sesle dile getiriliyor.
Bir bakıyoruz; Doğu Anadolu’da en beğenilen milletvekilleri arasındaymış.
Bir bakıyoruz; halkla en güçlü bağı kuran isimmiş.
Bir bakıyoruz; bölgenin sorunlarını en çok dile getiren siyasetçiymiş.
…
Peki gerçek ne?
Doğu Anadolu’da zirvedeymiş söylemi kulağa hoş geliyor.
Elazığ’da güçlü karşılığı varmış deniyor.
Ama siyaset, servis edilen anket başlıklarıyla değil; sonuç üreten icraatla ölçülür.
Yıllardır Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden konuşmak kolaydır.
Asıl mesele, o konuşmaların Elazığ’a ne kazandırdığıdır.
Verilen soru önergeleri, yapılan açıklamalar, kürsüdeki sert cümleler…
Peki sonuç? Hangi sorun çözüldü?
Hangi kronik mesele ortadan kalktı?
…
Bugün vatandaş birkaç dakikalık bir araştırmayla Meclis kayıtlarına ulaşabiliyor.
Söylemle sonucun örtüşüp örtüşmediğini görmek zor değil.
Ama belli ki hesap, “Nasıl olsa kimse araştırmaz” rahatlığı üzerine kurulmuş.
Medyaya servis edilen haberler, parlatılmış kamuoyu araştırmaları ve sürekli tekrarlanan “en beğenilen vekil” söylemi…
Tüm bunlar doğal bir siyasi iletişim mi, yoksa yaklaşan bir yol ayrımının telaşı mı?
…
Kulislere göre yeni dönemde parti içinde güçlü bir konum bulamayacağını gören Erol’un, bağımsız adaylık ihtimalini masaya koyduğu konuşuluyor.
Bunun için de şimdiden zemin hazırlanıyor:
Hayır kartları, sosyal destek görüntüleri, manşetlere taşınan anketler…
Ancak unutmamak gerekir: Siyasette en zor düşen maske, düştüğünde en ağır hasarı bırakır.
Atatürkçülük ve Cumhuriyet vurgusu üzerinden yürütülen söylemlerin, parti içindeki demokrasi tartışmalarıyla ne kadar örtüştüğü de ayrı bir soru işareti.
Daha dün ne kadar demokrat olduğunu bir önceki il başkanı açıkladı.
Dün genel merkeze demokrasi çağrısı yapanların, kendi siyasi çevresinde ne kadar çoğulcu davrandığı kamuoyunun hafızasında.
…
Şimdi görünen tablo şu:
Telaş var.
Acele var.
Süreci yönetme çabası var.
Ama seçmen artık eski seçmen değil.
Algı bir yere kadar taşır.
Gerçekler ise er ya da geç ortaya çıkar.
Bakalım bu siyasi satrançta hamleler yeterli olacak mı?
Yoksa zaman, bütün bu kurgunun üzerine kalın bir “geç kaldın” mührü mü vuracak?
Son kararı yine sandık verecek.












